<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Polis Haberleri/Polis Bültenleri</title>
<link>https://www.polishaberleri.org</link>
<description>Ulusal Resmi Emniyet Haberlerini İçerir</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.polishaberleri.org</copyright>
<image>
<title>https://www.polishaberleri.org</title>
<url>
https://www.polishaberleri.org/images/genel/logo_31.jpg
</url>
<link>https://www.polishaberleri.org</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Türk ve Avrupa Medyası</title>
<description><![CDATA[Medya, Algı ve Ahlak: Türk ve Avrupa Basını Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme<br />
Medya, modern toplumların en güçlü anlam üretim mekanizmalarından biridir. Yalnızca bilgi aktaran bir araç değil; aynı zamanda değer inşa eden, algı yönlendiren ve toplumsal hafızayı şekillendiren bir yapıdır. Bu nedenle medyayı konuşmak, yalnızca haberleri değil; etik sorumluluğu, kültürel temsil biçimlerini ve insanlık değerlerini tartışmak anlamına gelir.<br />
<br />
Çocukluk dönemlerinde farklı ideolojik çizgilere sahip gazetelerle tanışan bireyler için medya, erken yaşta bir düşünsel laboratuvara dönüşür. Aynı olayın farklı yorumlarla sunulması, gerçeğin tek katmanlı olmadığını gösterir. Bu durum, bugün medya üzerine yapılacak her tartışmanın temelini oluşturur: Haber yalnızca bilgi değildir; seçilen dil, vurgu ve çerçeveleme biçimiyle toplumsal bilinç üzerinde kalıcı etkiler yaratır.<br />
<br />
Algı İnşası ve Haber Seçiminin Etiği<br />
Bilimsel medya çalışmaları, haber seçiminin rastlantısal olmadığını gösterir. “Gündem belirleme” (agenda-setting) kuramına göre medya, insanların ne düşüneceğini değil; ne hakkında düşüneceğini belirler. Bir toplumda suç, şiddet ya da ahlaki çöküş temalı haberlerin yoğunluğu, gerçeklikten bağımsız olarak bir algı atmosferi oluşturabilir.<br />
Burada temel soru şudur: Medya, toplumsal sorunları görünür kılarken etik sınırları nasıl koruyacaktır?<br />
Ahlaki açıdan bakıldığında, yüz kızartıcı suçların sürekli ve sansasyonel biçimde sunulması iki tehlike yaratır:<br />
<br />
Normalleştirme riski: Sürekli maruz kalınan şiddet ve suç anlatıları duyarsızlaşmaya yol açabilir.<br />
Algısal çarpıtma: İzleyici, toplumun gerçekte olduğundan daha yozlaşmış olduğu izlenimine kapılabilir.<br />
Felsefi açıdan bu durum, Aristoteles’in “ölçülülük” ilkesini hatırlatır. Bilginin kendisi değil; sunuluş biçimi etik sorumluluğun merkezindedir.<br />
<br />
Kültürel Temsil ve Medya Adaleti<br />
Küresel medya düzeninde kültürel temsiller her zaman eşit değildir. Doğu ve Batı toplumlarının haberlerde nasıl resmedildiği, sosyolojik bir güç ilişkisini yansıtır. Edward Said’in “temsiliyet” tartışmaları, kültürlerin çoğu zaman politik ve ekonomik güç dengeleri doğrultusunda sunulduğunu ortaya koyar.<br />
Bu bağlamda medya, yalnızca olay aktarmakla kalmaz; toplumların imajını da üretir. Eğer belirli coğrafyalar sürekli suç, şiddet veya geri kalmışlıkla özdeşleştirilirse, bu temsil biçimi toplumsal önyargıları besler. Etik medya anlayışı ise genellemelerden kaçınır ve insan onurunu merkeze alır.<br />
<br />
Sanat, Kültür ve Medyanın Birleştirici Gücü<br />
Kültürel etkileşimler, medyanın çoğu zaman göz ardı ettiği olumlu bağları ortaya koyar. Sanat tarihi, farklı medeniyetlerin birbirinden ilham alarak geliştiğini gösterir. Örneğin, Avrupa klasik müziğinin önemli figürlerinden Wolfgang Amadeus Mozart, Osmanlı kültüründen etkilenerek bestelediği eserlerle kültürel alışverişin sanatsal boyutunu yansıtır.<br />
<br />
Mozart’ın “Türk Marşı” olarak bilinen bestesi, yalnızca müzikal bir deneme değil; kültürler arası bir köprüdür. Bu örnek, medyanın çoğu zaman çatışma üzerinden kurduğu anlatının ötesinde, insanlığın ortak üretim kapasitesini hatırlatır.<br />
<br />
Medya, Güç ve Sorumluluk<br />
Modern medya yapıları ekonomik ve politik güç merkezlerinden bağımsız değildir. Ancak bu gerçek, medyanın etik sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, güç arttıkça sorumluluk da büyür.<br />
Genel ahlaki değerler açısından medya:<br />
İnsan onurunu korumalı,<br />
Çocukların psikolojik gelişimini gözetmeli,<br />
Sansasyon yerine bilgi bütünlüğünü öncelemeli,<br />
Kültürler arası saygıyı teşvik etmelidir.<br />
Bu ilkeler yalnızca ulusal değil; evrensel etik çerçevenin parçalarıdır.<br />
<br />
Sonuç: Medya ve Ahlaki Bilincin Geleceği<br />
Medya, insanlığın aynasıdır; fakat bu ayna her zaman nötr değildir. Bilimsel bakış açısı, medyanın algı üretim gücünü anlamayı; felsefi yaklaşım ise bu gücün etik sınırlarını sorgulamayı gerektirir.<br />
Gerçek bir medya özgürlüğü, yalnızca sansürsüzlük değil; aynı zamanda ahlaki sorumlulukla birleşmiş bilinçli yayıncılıktır. Toplumların gelişimi, medya ile kurdukları eleştirel ve etik ilişkiyle doğru orantılıdır.<br />
Sonuç olarak mesele Doğu ya da Batı değil; insanlığın ortak değerlerini koruyan bir medya anlayışıdır. Çünkü bilgi, etikle birleştiğinde yalnızca haber üretmez — bilinç üretir.<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=100064799166688&amp;__cft__%5b0%5d=AZbJukgkFTnKvoGAd_X2XetGDEmrBbWJFh7JNiiWiUJS7tLVuQ-iq324VmzChrbWy2e0bwuiKA1GPcLgjRhppQ941RVaB05WjcpPWs7ZNFRDFHYkWRTDgLpIdh08x6NmHVsVmvhUCy2q1FN8T2eALW0p&amp;__tn__=-%5dK-R"><strong>Müslüm Söyler</strong></a><br />
 <br />
 ]]></description>
<author>Müslüm SÖYLER</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/muslum-soyler/turk-ve-avrupa-medyasi/635/</link>
<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 15:00:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kelimeler ve Cümleler</title>
<description><![CDATA[Nefes almak ve alabilmek önemlidir.          Nefes almanın ve alabilmenin anlamı sizce nedir? Nefes alarak hayatımıza devam ederiz ve edebiliriz. Konuşmak için nefes alırız.        Dinlenmek yada mola vermek için nefes alırız. Nefes bir kelime olabilir ve kelimeler biraraya gelerek cümle olurlar ve cümleyi oluştururlar. İnsanlığın en eski ilkçağlarında ilk insan türleri konuşamıyor ve ağzından sesler çıkarabiliyordu. İnsan türleri zamanla gelişip evrimleşti. İnsanın kendi iç huzuru, özsaygısı ve vicdanının sesinin ne dediği çok önemlidir.İnsanın evrim tarihini ve kendi evrimleşme tarihini araştırması çok önemlidir. Dünya tarihini araştırmak ve incelemek çok önemlidir. Kelimeler ve cümleler sözlü yada yazılı dilimiz içindir.          Kelimelerin eşanlamlısı sözcüklerdir ve sözlü olarak konuşmak içindir. Kelimeler ve cümleler sözlü yada yazılı ifade etmemiz içindir. Kelimeler ve cümleler sadece edebiyat için değildir.Sözlü yada yazılı olarak kendini ifade etmek birçok alanda mümkündür. Kelimeler ve cümleler biz insanlar için hayatın içinde heryerdedir. Hayat zamanla geçip akıp gidiyor. Yazdıklarımı toparlarsam iyi olur Günlük şehir hayatını gözlemleyebiliyor musunuz? Nasıl hissettiğinizi farkedebiliyor musunuz? Özel hayatınıza dikkat edip kedinize vakit ayırabiliyor musunuz?                Sessizlik önemlidir.Huzur önemlidir. Gözlem önemlidir. Yorum önemlidir. Fikir almak ve danışmak önemlidir. Chatgpt kullanmak ve destek almak çok faydalı olabiliyor.Ruh, beden ve zihin sağlık bütünlüğü dengesi için çok önemlidir ve dikkat edilmelidir. Kişisel gelişim ve kendimizi geliştirmek iyi hissetmemiz ve dolayısıyla sağlık bütünlüğü dengesi için çok önemlidir. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum.Güzel hayat isteyenler; güzel insanlar biriktirsinler. Cemal Süreyya Hayat geriye bakarak anlaşılır; ileriye bakarak yaşanır.Soren Kierkegaard Kelimelerinizin iyiliği ve güzelliği; cümlelerinizin iyiliği ve güzelliğiyle devam etmesini diliyorum.<br />
<br />
İyi Okumalar <br />
<strong>Ali Emre Kahyaoğlu</strong>]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/kelimeler-ve-cumleler/634/</link>
<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:38:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Görünmeyen Emek </title>
<description><![CDATA[<p data-end="382" data-start="274">Bir olay biter. Kameralar kapanır. Sosyal medya başka bir gündeme geçer.<br data-end="349" data-start="346" />
Ama polis için hiçbir şey bitmez.</p>

<p data-end="496" data-start="384">Çünkü polisin emeği çoğu zaman görünmez. <br data-end="431" data-start="428" />
Fedakârlığı alkış almaz.<br data-end="458" data-start="455" />
Sessizdir, reklamsızdır, başlık olmaz.</p>

<p data-end="692" data-start="498">Gece herkes evine çekildiğinde, birileri hâlâ sokaktadır.<br data-end="558" data-start="555" />
Bir anne çocuğunu rahat uyutsun diye,<br data-end="598" data-start="595" />
bir esnaf dükkânını gönül rahatlığıyla kapatsın diye,<br data-end="654" data-start="651" />
bir şehir sabaha huzurla uyansın diye…</p>

<p data-end="746" data-start="694">Polis, tam da o saatlerde görünmeyen yükünü omuzlar.</p>

<p data-end="936" data-start="748">Bir polis memurunun mesaisi yalnızca saatle ölçülmez.<br data-end="804" data-start="801" />
Zihni, vicdanı, refleksi mesaiye dâhildir.<br data-end="849" data-start="846" />
Olay yerinde soğukkanlı olmak zorundadır;<br data-end="893" data-start="890" />
ama kimse ona “etkilendin mi?” diye sormaz.</p>

<p data-end="991" data-start="938">Herkes sonuçla ilgilenir.<br data-end="966" data-start="963" />
Kimse süreci merak etmez.</p>

<p data-end="1099" data-start="993">Bir müdahalenin arkasında kaç saatlik takip,<br data-end="1040" data-start="1037" />
kaç uykusuz gece,<br data-end="1060" data-start="1057" />
kaç bastırılmış duygu vardır, bilinmez.</p>

<p data-end="1251" data-start="1101">Polis fedakârlığı çoğu zaman susarak yapar.<br data-end="1151" data-start="1148" />
Ailesine anlatamadıklarıyla,<br data-end="1182" data-start="1179" />
çocuğunun gözlerine bakıp sustuklarıyla,<br data-end="1225" data-start="1222" />
eve taşıyamadığı yüklerle…</p>

<p data-end="1361" data-start="1253">Bir toplumun güvenliği, yalnızca kanunlarla değil,<br data-end="1306" data-start="1303" />
o kanunları vicdanla uygulayan insanlarla sağlanır.</p>

<p data-end="1475" data-start="1363">Polis işte tam da burada durur:<br data-end="1397" data-start="1394" />
Devletin vakarını taşırken,<br data-end="1427" data-start="1424" />
insan kalmaya çalışan bir görevlinin çizgisinde.</p>

<p data-end="1648" data-start="1477">Bazen bir teşekkür bile fazla görülür.<br data-end="1518" data-start="1515" />
Bazen bir hata, yılların emeğini silmeye yeter sanılır.<br data-end="1576" data-start="1573" />
Oysa adalet, tek bir kareye sığmaz;<br data-end="1614" data-start="1611" />
emek, tek bir görüntüyle ölçülmez.</p>

<p data-end="1738" data-start="1650">Bu ülkenin polisi, görünmeyen emeğin adıdır.<br data-end="1697" data-start="1694" />
Fedakârlığın üniformaya bürünmüş hâlidir.</p>

<p data-end="1854" data-start="1740">Ve bilinmelidir ki:<br data-end="1762" data-start="1759" />
Bu fedakârlık alışkanlık değil, sorumluluktur.<br data-end="1815" data-start="1812" />
Sessizlik zayıflık değil, vakardır. </p>

<p data-end="1927" data-start="1856">Polis, görevini yapar.<br data-end="1881" data-start="1878" />
Alkış beklemez.<br data-end="1899" data-start="1896" />
Ama unutulmayı da hak etmez.</p>
]]></description>
<author>Mehmet ALTUNOVA / Yönetim Kurulu Başkanı  </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/mehmet-altunova-yonetim-kurulu-baskani/gorunmeyen-emek/633/</link>
<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 23:14:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yarım Bırakmak</title>
<description><![CDATA[<p>Yarım bırakmak diye bir şey yoktur.</p>

<p>Hayatınızı bir amaca bağladığınızda, hedefe varmak bir yolculuktur.</p>

<p>Yolculuk sırasında yollar, yol ayrımları, kavşaklar hatta döner kavşaklarla karşılaşırsınız. Yol üzerinde birçok durakta soluklanırız ve yola devam ederiz.</p>

<p>İnsanlar başlamış oldukları çalışmaları hiçbir zaman yarım bırakmazlar, bıraktıkları artık görevini tamamlamış ve başka bir evreye geçilmesi gerekliliğini düşünmeleridir. Yani özgür iradelerini ortaya koymalarıdır.</p>

<p>Zamanında ve tadında bırakmak; içinde bulunduğunuz ortamı rahatlatma, geriden gelenlerin geçmesini sağlama ve yeniliklere fırsat sağlamak için çevrenize ve kendinize duyduğunuz saygının göstergesi olacaktır. </p>

<p>Bizler ortak ve birlikte yaşamanın önemine inanan insanlar olarak ilişkilerimizin zarar görmemesi ve saygınlığımızın korunması adına bulunduğumuz ortamlardan zamanı geldiğinde uzaklaşmamız gerektiğini öğrendiğimizde hayat kolaylaşıyor. Bu hiçbir zaman benim için bir zafiyet olmadı olamayacak.</p>

<p>Başladığım hiçbir şeyi yarım bıraktığımı düşünmüyorum. Çünkü her bıraktığım başka bir başlangıca yol açmak oldu.</p>

<p>Doğası gereği alan hiçbir zaman boş kalmaz. Sahibi olmadığımız durumlar için endişe etmeye gerek duymam.</p>

<p>Rutinler hiçbir zaman beni mutlu eden şeyler değil, yenilik ve değişim insanın yaşama azmi ve tutkusunu geliştirir.</p>

<p>Aslında bir yerlerde sabit kalmak; zaman içerisinde egonuza teslim olmanız ve ben gidersem her şey biter, emeklerim ziyan olur duygusunun sizi ele geçirmesine yol açar. Oysa siz gidince ayakta duramayacak bir yapı ver ise, öncelikle bunu sizin inşa ettiğinizi bilmeniz lazım. Yapı sağlam ise kim geldiği ya da kim gittiğinin önemi yoktur. Ben inanıyorum ki: gelenler mutlaka daha ileriye doğru yol ve yöntemler bulacaktır. </p>

<p>Tamda bu yüzden yarım bırakmak diye bir şey olmadığına inanıyorum. </p>

<p>Can Yücel’in şiirinde dediği gibi;</p>

<p>"Tadında bırakmak diye, Bir şey var.</p>

<p>Hani bir şeyi ait olmadığı yerden alıp,</p>

<p>Ait olduğu yere bırakmak, Gibi bir şey...</p>

<p>Kırmadan, kırılmadan, Yormadan, yorulmadan bırakabilmek,Bir şeyleri.</p>

<p>Hani karşındakinden henüz Nefret etmeden ve... Kendinden nefret ettirmeden</p>

<p>Gidebilmek gibi bir şey.</p>

<p>Sonu olmayan bir sevginin yerine, Kendine olan saygını koyup,</p>

<p>Yüreğinin kal dediği yerden, Uzaklaşabilmek gibi bir şey..."</p>

<p>VE GİTMEK YENİDEN BAŞLAMAKTIR…</p>

<p>AB. 06.01.2026 01:50</p>

<p> </p>
]]></description>
<author>Ahmet BAĞBEKLEYEN </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ahmet-bagbekleyen/yarim-birakmak/632/</link>
<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 15:45:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Tapu İptali Ve Tescil Davaları </title>
<description><![CDATA[<p>TÜRK MEDENI KANUNU’NDA DÜZENLENISI ve HUKUKI NITELIGI</p>

<p>- Tapu iptali ve tescil davaları, tasınmaz mülkiyetine iliskinyolsuz veya hukuka aykırı tapu kayıtlarının düzeltilmesini saglamak amacıyla açılan, aynî hakka iliskin ve insai nitelikte davalardır. Türk Medeni Kanunu’nda bu dava tek bir maddede düzenlenmemis olup, tescil isleminin hukuki sebeplerini ve tapu sicilinin güvenini konu alan birden fazla madde bu davaların dayanagını olusturmaktadır. Bu makalede tapu iptali ve tescil davalarının TMK kapsamında hukuki dayanakları, unsurları ve yargısal içtihatlar ısıgında kapsamlı bir sekildeincelenmektedir.</p>

<p>1. Giris</p>

<p>- Tasınmaz mülkiyeti, Türk Medeni Kanunu’nun en önemli alanlarından biridir. Mülkiyet hakkının güvenli sekilde tesis edilmesi ve korunması, tapu sicilinin dogru tutulmasına baglıdır. Tapu sicilinde hukuka aykırı tescil, maddi hata, muvazaa, sahtecilik veya hukuki sebep yoklugu gibi nedenlerle oluşan kayıtların düzeltilmesi ise tapu iptali ve tescil davaları yoluyla saglanmaktadır. Bu davalar, mülkiyet hakkının korunması ve tapu siciline güven ilkesinin istikrarı açısından büyük önem tasımaktadır.</p>

<p>2. Tapu Iptali ve Tescil Davasının Hukuki Niteligi</p>

<p>-Tapu iptali ve tescil davası; Aynî hakka iliskin, Insai nitelikte, Tapu kaydının iptali ile yeni bir tescil sonucunu doguran, Genellikle “yolsuz tescilin düzeltilmesi” istegine dayanan bir dava türüdür. Dava sonucunda mahkemenin verecegi karar, tapu siciline dogrudan etkili olup kurucu nitelikte tescil işlemi yapılmasını saglar.</p>

<p>3. Tapu Iptali ve Tescil Davalarının TMK’daki Temel Dayanakları</p>

<p>-Tapu iptali ve tescil davası TMK’da “bu adla” yer almasa da, asagıdaki maddeler bu davanın doğrudan ve dolaylı hukuki dayanaklarını olusturur.</p>

<p>3.1. TMK m. 1023 – Tapu Siciline Güven Ilkesi</p>

<p>TMK m. 1023’e göre: “Bir aynî hakkı iktisap eden kimse, sicile iyiniyetle dayanmıssa, bu kazanımı korunur.” Bu hükme göre: Tapu kaydı hukuka aykırı olsa bile, buna iyiniyetle üçüncü kişi korunur. Bu durumda önceki malik dogrudan tapu iptali ve tescil isteyemez; ancak kötüniyetispatlanırsa dava açılabilir. Bu madde, tapu siciline güven ilkesinin temelini olusturur.</p>

<p>3.2. TMK m. 1024 – Yolsuz Tescil</p>

<p>Maddeye göre: Hukuki sebebi bulunmayan tescil “yolsuz tescil”dir. Yolsuz tescil, ilgilisi tarafından dava yoluyla düzeltilebilir. Bu hüküm, tapu iptali ve tescil davalarının asıl altyapısını olusturur.</p>

<p>3.3. TMK m. 1025 – Tescilin Düzeltilmesini Talep Hakkı</p>

<p>TMK m. 1025 su sekildedir: “Bir aynî hakkı ihlal edilen kimse, tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.” Bu madde tapu iptali ve tescil davasının dogrudan hukuki temelidir.</p>

<p>3.4. Diger Ilgili TMK Hükümleri</p>

<p>3.4.1. TMK m. 705–706 – Mülkiyetin Kazanılması ve Devir Sekli</p>

<p>Tasınmaz mülkiyeti, geçerli bir hukuki sebep ve tescil ile kazanılır. Bu unsurlar yoksa yapılan tescil yolsuzdur ve iptal davasına konu olabilir.</p>

<p>3.4.2. TMK m. 712 – Kazandırıcı Zamanasımı</p>

<p>Uzun süre malik sıfatıyla zilyetligin korunması halinde, önceki tescil hukuka uygun hale gelebilir. Bu maddeye dayanarak da tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>

<p>3.4.3. TMK m. 716 – Paylı Mülkiyette Hakların Korunması</p>

<p>Miras ortaklıgı veya paydaslık hallerinde, yanlıs tescillerin düzeltilmesi açısından önemlidir.</p>

<p>3.4.4. TMK m. 1027 – Tapu Sicilinin Düzeltilmesi</p>

<p>Sicildeki maddi veya teknik hataların düzeltilmesine iliskinolup tapu iptali davasıyla birlikte degerlendirilir.</p>

<p>4. Tapu Iptali ve Tescil Davasının Unsurları</p>

<p>1-Yolsuz tescilin varlıgı : Kayıt hukuki sebebe dayanmıyorsa veya irade fesadı, ehliyetsizlik, sahtecilik gibi nedenler varsa tescil yolsuzdur.</p>

<p>2-Davacının aynî hakkının ihlal edilmis olması : Davacınınmülkiyet veya baska bir aynî hak iddiası bulunmalıdır.</p>

<p>3-Davalının iyiniyetli olmaması : TMK 1023 geregi, iyiniyetli üçüncü kisinin kazanımı korunur. Kötüniyetispatlanırsa iptal mümkündür.</p>

<p>4-Tapu kaydının düzeltilmesi geregi</p>

<p>5. Yargıtay Uygulaması</p>

<p>5.1. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin Yerlesik Içtihatları</p>

<p>-Yargıtay; tapu iptali ve tescil davalarının aynî hakka iliskinoldugunu, tasınmazın bulundugu yer mahkemesinde görülmesi gerektigini, davada ispat yükünün davacıda oldugunu, iyiniyetiddiasının TMK geregince karine oldugunu, kötüniyetindavacı tarafından ispatlanması gerektigini sürekli olarak vurgulamaktadır.</p>

<p>Örnek Içtihat: Yargıtay 1. HD., 2020/1131 E., 2020/… K.</p>

<p>“Tapu sicilinde yapılan tescil isleminin yolsuz olduguispatlanmadıkça, tapu kaydının iptali ve tescil isteginin kabulü mümkün degildir.”</p>

<p>6. Görevli ve Yetkili Mahkeme</p>

<p>-Görevli mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>-Yetkili mahkeme: Tasınmazın bulundugu yer mahkemesi (kesin yetki)</p>

<p>7. Sonuç</p>

<p>- Tapu iptali ve tescil davaları, TMK’da tek bir maddede düzenlenmemis olmakla birlikte; TMK’nın 1023, 1024 ve 1025. maddeleri davanın temel hukuki dayanaklarını olusturur. Bunun yanında mülkiyetin devrine, kazanımına, zilyetlige ve tapu sicilinin düzeltilmesine iliskin digermaddeler de dolaylı olarak bu davanın temelini güçlendirmektedir. Uygulamada tapu kaydının yolsuz olduguiddiası, iyiniyet-karinesi, ispat yükü ve üçüncü kisikazanımlarının korunması konuları Yargıtay içtihatları ile sekillenen bir yapı <a name="_GoBack"></a>arz etmektedir.</p>
]]></description>
<author>Av. Hasan Ali BİLİCİ </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-hasan-ali-bilici/tapu-iptali-ve-tescil-davalari/631/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 18:34:45 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Tapu İptali Ve Tescil Davaları</title>
<description><![CDATA[<p>TÜRK MEDENI KANUNU’NDA DÜZENLENISI ve HUKUKI NITELIGI</p>

<p> </p>

<p>- Tapu iptali ve tescil davaları, tasınmaz mülkiyetine iliskinyolsuz veya hukuka aykırı tapu kayıtlarının düzeltilmesini saglamak amacıyla açılan, aynî hakka iliskin ve insai nitelikte davalardır. Türk Medeni Kanunu’nda bu dava tek bir maddede düzenlenmemis olup, tescil isleminin hukuki sebeplerini ve tapu sicilinin güvenini konu alan birden fazla madde bu davaların dayanagını olusturmaktadır. Bu makalede tapu iptali ve tescil davalarının TMK kapsamında hukuki dayanakları, unsurları ve yargısal içtihatlar ısıgında kapsamlı bir sekildeincelenmektedir.</p>

<p> </p>

<p>1. Giris</p>

<p> </p>

<p>- Tasınmaz mülkiyeti, Türk Medeni Kanunu’nun en önemli alanlarından biridir. Mülkiyet hakkının güvenli sekilde tesis edilmesi ve korunması, tapu sicilinin dogru tutulmasına baglıdır. Tapu sicilinde hukuka aykırı tescil, maddi hata, muvazaa, sahtecilik veya hukuki sebep yoklugu gibi nedenlerle oluşan kayıtların düzeltilmesi ise tapu iptali ve tescil davaları yoluyla saglanmaktadır. Bu davalar, mülkiyet hakkının korunması ve tapu siciline güven ilkesinin istikrarı açısından büyük önem tasımaktadır.</p>

<p> </p>

<p>2. Tapu Iptali ve Tescil Davasının Hukuki Niteligi</p>

<p> </p>

<p>-Tapu iptali ve tescil davası; Aynî hakka iliskin, Insai nitelikte, Tapu kaydının iptali ile yeni bir tescil sonucunu doguran, Genellikle “yolsuz tescilin düzeltilmesi” istegine dayanan bir dava türüdür. Dava sonucunda mahkemenin verecegi karar, tapu siciline dogrudan etkili olup kurucu nitelikte tescil işlemi yapılmasını saglar.</p>

<p> </p>

<p>3. Tapu Iptali ve Tescil Davalarının TMK’daki Temel Dayanakları</p>

<p> </p>

<p>-Tapu iptali ve tescil davası TMK’da “bu adla” yer almasa da, asagıdaki maddeler bu davanın doğrudan ve dolaylı hukuki dayanaklarını olusturur.</p>

<p> </p>

<p>3.1. TMK m. 1023 – Tapu Siciline Güven Ilkesi</p>

<p> </p>

<p>TMK m. 1023’e göre: “Bir aynî hakkı iktisap eden kimse, sicile iyiniyetle dayanmıssa, bu kazanımı korunur.” Bu hükme göre: Tapu kaydı hukuka aykırı olsa bile, buna iyiniyetlegüvenen üçüncü kişi korunur. Bu durumda önceki malik dogrudan tapu iptali ve tescil isteyemez; ancak kötüniyetispatlanırsa dava açılabilir. Bu madde, tapu siciline güven ilkesinin temelini olusturur.</p>

<p> </p>

<p>3.2. TMK m. 1024 – Yolsuz Tescil</p>

<p> </p>

<p>Maddeye göre: Hukuki sebebi bulunmayan tescil “yolsuz tescil”dir. Yolsuz tescil, ilgilisi tarafından dava yoluyla düzeltilebilir. Bu hüküm, tapu iptali ve tescil davalarının asıl altyapısını olusturur.</p>

<p> </p>

<p>3.3. TMK m. 1025 – Tescilin Düzeltilmesini Talep Hakkı</p>

<p> </p>

<p>TMK m. 1025 su sekildedir: “Bir aynî hakkı ihlal edilen kimse, tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.” Bu madde tapu iptali ve tescil davasının dogrudan hukuki temelidir.</p>

<p> </p>

<p>3.4. Diger Ilgili TMK Hükümleri</p>

<p> </p>

<p>3.4.1. TMK m. 705–706 – Mülkiyetin Kazanılması ve Devir Sekli</p>

<p> </p>

<p>Tasınmaz mülkiyeti, geçerli bir hukuki sebep ve tescil ile kazanılır. Bu unsurlar yoksa yapılan tescil yolsuzdur ve iptal davasına konu olabilir.</p>

<p> </p>

<p>3.4.2. TMK m. 712 – Kazandırıcı Zamanasımı</p>

<p> </p>

<p>Uzun süre malik sıfatıyla zilyetligin korunması halinde, önceki tescil hukuka uygun hale gelebilir. Bu maddeye dayanarak da tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>

<p> </p>

<p>3.4.3. TMK m. 716 – Paylı Mülkiyette Hakların Korunması</p>

<p> </p>

<p>Miras ortaklıgı veya paydaslık hallerinde, yanlıs tescillerin düzeltilmesi açısından önemlidir.</p>

<p> </p>

<p>3.4.4. TMK m. 1027 – Tapu Sicilinin Düzeltilmesi</p>

<p> </p>

<p>Sicildeki maddi veya teknik hataların düzeltilmesine iliskinolup tapu iptali davasıyla birlikte</p>

<p>degerlendirilir.</p>

<p> </p>

<p>4. Tapu Iptali ve Tescil Davasının Unsurları</p>

<p> </p>

<p>1-Yolsuz tescilin varlıgı : Kayıt hukuki sebebe dayanmıyorsa veya irade fesadı, ehliyetsizlik, sahtecilik gibi nedenler varsa tescil yolsuzdur.</p>

<p> </p>

<p>2-Davacının aynî hakkının ihlal edilmis olması : Davacınınmülkiyet veya baska bir aynî hak</p>

<p>iddiası bulunmalıdır.</p>

<p> </p>

<p>3-Davalının iyiniyetli olmaması : TMK 1023 geregi, iyiniyetli üçüncü kisinin kazanımı korunur. Kötüniyetispatlanırsa iptal mümkündür.</p>

<p> </p>

<p>4-Tapu kaydının düzeltilmesi geregi</p>

<p> </p>

<p>5. Yargıtay Uygulaması</p>

<p> </p>

<p>5.1. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin Yerlesik Içtihatları</p>

<p>-Yargıtay; tapu iptali ve tescil davalarının aynî hakka iliskinoldugunu, tasınmazın bulundugu yer mahkemesinde görülmesi gerektigini, davada ispat yükünün davacıda oldugunu, iyiniyetiddiasının TMK geregince karine oldugunu, kötüniyetindavacı tarafından ispatlanması gerektigini sürekli olarak vurgulamaktadır.</p>

<p>Örnek Içtihat: Yargıtay 1. HD., 2020/1131 E., 2020/… K.</p>

<p>“Tapu sicilinde yapılan tescil isleminin yolsuz olduguispatlanmadıkça, tapu kaydının iptali ve tescil isteginin kabulü mümkün degildir.”</p>

<p> </p>

<p>6. Görevli ve Yetkili Mahkeme</p>

<p> </p>

<p>-Görevli mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>-Yetkili mahkeme: Tasınmazın bulundugu yer mahkemesi (kesin yetki)</p>

<p> </p>

<p>7. Sonuç</p>

<p> </p>

<p>- Tapu iptali ve tescil davaları, TMK’da tek bir maddede düzenlenmemis olmakla birlikte; TMK’nın 1023, 1024 ve 1025. maddeleri davanın temel hukuki dayanaklarını olusturur. Bunun yanında mülkiyetin devrine, kazanımına, zilyetlige ve tapu sicilinin düzeltilmesine iliskin digermaddeler de dolaylı olarak bu davanın temelini güçlendirmektedir. Uygulamada tapu kaydının yolsuz olduguiddiası, iyiniyet-karinesi, ispat yükü ve üçüncü kisikazanımlarının korunması konuları Yargıtay içtihatları ile sekillenen bir yapı <a name="_GoBack"></a>arz etmektedir.</p>
]]></description>
<author>Hasan Ali Bilici </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/hasan-ali-bilici/tapu-iptali-ve-tescil-davalari/630/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 18:30:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Toplumsal Öfke ve Hukukun Caydırıcılığı   </title>
<description><![CDATA[<p>Her milletin tarihinde bir incelik devri vardır.</p>

<p>Osmanlı’nın o ihtişamlı yüzyıllarında, adalet yalnızca mahkeme duvarları arasında değil; insanın kalbinde, sokağında, pazarında, hatta bir kahve sohbetinde bile tecelli ederdi.</p>

<p>“Mülk adaletle kaimdir” sözü, sadece bir siyaset düsturu değil, toplumun nefes aldığı ruhtu.</p>

<p>Bugün ise o incelik ipi gitgide inceliyor.</p>

<p>Bir bakıyoruz, park yeri kavgasında silahlar çekiliyor; bir bakıyoruz, yolda bir korna yüzünden canlar yanıyor.</p>

<p>Bugünün insanı hukuku bir tehdit olarak görüyor, rehber olarak değil.</p>

<p>Cezadan korkuyor, ama adaleti hissetmiyor.</p>

<p>Hâlbuki hukukun caydırıcılığı, sadece cezaların ağırlığından değil; toplumun o cezayı adil bulmasından doğar. Bir milletin ferdi, “Hak yerini bulur” diyebildiği gün, hukuk devleti hakikaten yaşamaya başlar.</p>

<p>Toplumsal öfke, aslında adalet açlığının bir tezahürüdür.</p>

<p>Adaletin geciktiği, hukukun itibar kaybettiği yerde, birey kendi hükmünü vermeye kalkar.</p>

<p>Bir park yeri yüzünden tetiğe dokunan el, aslında yalnız bir cana değil, hukuka da kurşun sıkmıştır.</p>

<p>Çünkü hukuk, insanların birbirine sabırla bakabildiği bir düzende yaşar.</p>

<p>Öfke, o nazik düzenin zehridir.</p>

<p>Hukuk, korkutmak için değil, şuur kazandırmak için vardır.</p>

<p>Cezanın caydırıcı olması, onun ağırlığından değil; toplumun adaletine olan inancından doğar.</p>

<p>Bir kişi, “Zulüm yaparsam devlet beni cezalandırır” diye değil; Zulüm, insanlığa yakışmaz diye duruyorsa, işte o zaman medeniyet vardır.</p>

<p>Bugün bize düşen, cezaların caydırıcılığını arttırmakla birlikte adalet hissini diriltmektir.</p>

<p>Zira hukuk bir kanun metni değil, bir medeniyet terbiyesidir.Kalem, kılıçtan keskindir; ama kalemin keskinliği, öfkeyi değil, hikmeti doğurur.</p>

<p>Bir toplumun öfkesi adalete dönüşmediği sürece, her park yeri bir mahkeme, her sokak bir ceza sahnesi olur.</p>

<p>“Adalet, öfkenin ilacıdır;</p>

<p>Öfke, adaletin celladı.</p>
]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/toplumsal-ofke-ve-hukukun-caydiriciligi/629/</link>
<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 22:35:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hukuk ve Ekonomi: Bir Milletin İki Temel Direği </title>
<description><![CDATA[<p>Bir ülkenin yükselişi yalnızca ekonomik rakamlarla ölçülmez; adaletin sesi ne kadar gür çıkıyorsa, kalkınmanın temeli de o kadar sağlam demektir.<br />
Hukuk ve ekonomi, birbirini tamamlayan iki kuvvettir: biri toplumun vicdanını, diğeri emeğin karşılığını temsil eder.<br />
Bu iki alan arasındaki denge bozulduğunda, hiçbir kalkınma modeli uzun vadede ayakta kalamaz.</p>

<p>Dünyadaki güçlü ekonomilere baktığımızda, hepsinin ardında sağlam bir hukuk düzeni olduğunu görürüz. Adaletin öngörülebilirliği, yatırımın cesaretidir. Güvenin olmadığı yerde sermaye, emeğin olmadığı yerde üretim barınamaz. Tarihe baktığımızda, bu gerçeği kavrayan milletlerin nasıl ayağa kalktığını görmek mümkündür.</p>

<p>19. yüzyılın sonunda Japonya’da Meiji reformcuları, ülkeyi yıkıntıdan çıkarmanın yolunu yalnızca sanayileşmede değil, hukuk ve eğitim reformlarında aramıştı. Onlar biliyorlardı ki adalet olmadan ilerleme bir yanılsamadan ibarettir. Bugün Japonya’nın teknolojik üstünlüğünün ardında, o dönemde atılan hukuki ve idari temeller vardır.</p>

<p>Benzer bir anlayış, Osmanlı Devleti’nde de 19. yüzyılın ortalarında görülmüştür. 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı, yalnızca idari bir düzenleme değil, modern hukuk devletine giden yolda büyük bir adımdı. Bu fermanla birlikte “herkesin can, mal ve ırz güvenliği” devlet teminatı altına alınmış; hukuk, kişisel otoritenin değil, ilkenin gücüyle anılmaya başlanmıştır. Osmanlı bu adımla, adaletin yalnızca yargılamada değil, ekonomik hayatta da düzenin temeli olduğunu fark etmişti.</p>

<p>Nitekim Tanzimat'tan sonra ticaret, vergi ve toprak hukukuna dair yapılan düzenlemeler, ekonomide istikrarın zeminini oluşturdu. Batı dünyasında ise aynı farkındalığın çok daha önce doğduğunu görürüz.</p>

<p>17. yüzyılda İngiliz düşünür John Locke, mülkiyet hakkını bireysel özgürlüğün temel direği olarak tanımlamış; Ona göre devletin meşruiyeti, vatandaşın emeğini ve mülkünü koruma sorumluluğundan geliyordu.</p>

<p>Bu fikirler,daha sonra Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği”adlı eserinde ekonomiyle birleşmiş ve modern liberal düzenin temellerini attı. Smith’e göre serbest piyasanın kalıcı olabilmesi için hukukun üstünlüğünün zorunlu olduğunu vurguladı; çünkü adalet olmadan rekabet, rekabet olmadan refah olmazdı.</p>

<p>Bugün Türkiye de benzer bir kavşaktadır. İş dünyamızın dinamizmi, genç girişimcilerimizin cesareti ve sanayicimizin emeği var. Ancak bu çabaların kalıcı olması için adalet sistemimizin daha hızlı, öngörülebilir ve erişilebilir hâle gelmesi gerekiyor. Ekonomi güvenle beslenir; güvenin kaynağı ise hukuktur.</p>

<p>Bir iş insanının yatırım yapma cesareti yalnızca piyasa koşullarına değil, hukuki güvencelere de dayanır. Vergi sisteminde adalet, rekabette eşitlik, ticarette dürüstlük; bunların hepsi ekonomik sürdürülebilirliğin vazgeçilmez unsurlarıdır.</p>

<p>Biz inanıyoruz ki hukuk sadece mahkeme salonlarında değil; üretim tesislerinde, ofislerde ve hayatın her alanında nefes almalıdır.<a name="_GoBack"></a></p>

<p>Adaletin olduğu yerde ekonomi, ekonominin olduğu yerde umut vardır. </p>

<p>Ve umut, bir milletin en büyük sermayesidir.</p>

<p><strong>Av. Burak EVCİ</strong></p>
]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/hukuk-ve-ekonomi-bir-milletin-iki-temel-diregi/628/</link>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 22:14:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vergide Yeni Dönem: KURGAN ile Dijital Gözetim Başlıyor </title>
<description><![CDATA[<p>Türkiye’de vergi denetim sistemi, yıllardır klasik yöntemlerle yürüyordu. Ancak dijitalleşen dünya, vergi kaçakçılığıyla mücadelede de yeni araçlar gerektiriyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu ihtiyaca yanıt olarak, “Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi” yani KURGAN adını verdiği yeni bir yapıyı hayata geçirdi.</p>

<p>Bu sistem, kısaca mükelleflerin tüm mali hareketlerini dijital olarak izleyen, riskli işlemleri erken aşamada tespit eden ve gerektiğinde uyarı gönderen bir analiz ağı. Amaç, denetimi sadece cezalandırıcı bir mekanizma olmaktan çıkarıp, önleyici bir sisteme dönüştürmek.</p>

<p>E-fatura, e-defter, banka kayıtları, sözleşmeler, hatta lojistik verileri dahi bu sistemin analizine dâhil. Kısacası, vergi incelemesi artık sadece bir müfettişin masasında değil, yapay zekâ destekli bir veri havuzunun içinde yürütülecek.</p>

<p><strong>Bir Hukukçu Gözüyle KURGAN</strong></p>

<p>Vergi Usul Kanunu, uzun yıllardır vergi denetimlerinin çerçevesini çizen temel kanundur. Ancak KURGAN, klasik bir denetimden farklı olarak, otomatik veri analiziyle riskli mükellefleri belirliyor. İşte tam da bu noktada hukukçuların üzerinde durması gereken birkaç önemli mesele ortaya çıkıyor.</p>

<p>Birincisi, masumiyet karinesi. Sistem bir mükellefi “riskli” olarak sınıflandırdığında, henüz resmi bir inceleme başlamadan o kişinin itibarı zedelenebilir. Bu durum, ticari hayatın doğrudan içinde yer alan firmalar için oldukça ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>İkinci olarak, “bilmeden sahte belge kullanma” savunması. Vergi hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir. KURGAN ile birlikte bu savunmanın artık zayıflayabileceği konuşuluyor. Eğer sistem, bir mükellefi sahte belge kullanıcısı olarak işaretlerse, ispat yükü büyük oranda o kişiye geçecektir. Bu da adil yargılanma hakkı açısından dikkatle ele alınması gereken bir durumdur.</p>

<p><strong>Veri Güvenliği ve Kişisel Mahremiyet</strong></p>

<p>KURGAN, binlerce şirketin ve milyonlarca vatandaşın verisini aynı çatı altında topluyor. Bu da Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çok sıkı bir denetimi gerektiriyor. Verilerin kimlerle paylaşıldığı, nasıl işlendiği, hangi algoritmalarla analiz edildiği konusu son derece önemlidir. Unutulmamalıdır ki, dijital denetimin başarı ölçütü sadece doğruluk değil, aynı zamanda güvenilirliktir.</p>

<p><strong>Mali Müşavirlerin Artan Sorumluluğu</strong></p>

<p>Yeni dönemde mali müşavirlerin rolü hiç olmadığı kadar büyüyecek. Artık sadece kayıtların doğruluğunu sağlamak değil, aynı zamanda sistemin uyarılarını takip etmek, mükellefi bilgilendirmek ve gerekli düzeltmeleri yönlendirmek de onların görev alanına girecek. Bu durum, mesleki sorumluluğun hukuki boyutunu da genişletiyor.</p>

<p><strong>Dijitalleşme Adaletle Dengelenmeli</strong></p>

<p>KURGAN, Türkiye’nin vergi denetiminde dijital dönüşümünün önemli bir adımıdır. Ancak teknolojik gelişmeler hukuk ilkeleriyle dengelenmediği sürece, sistemin güven duygusu zedelenir.</p>

<p>Eğer bu sistem şeffaf bir biçimde işletilir, veri güvenliği sağlanır, mükellefin savunma hakkı korunur ve cezai süreçler orantılı yürütülürse; KURGAN vergi adaletine ciddi katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak unutulmamalı: Hukukun amacı cezalandırmak değil, adaleti tesis etmektir. Dijital gözetim, bu temel ilkeyi güçlendirdiği ölçüde değerlidir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Av.Burak EVCİ</strong></p>
<br />
 ]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/vergide-yeni-donem-kurgan-ile-dijital-gozetim-basliyor/627/</link>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 17:14:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Suça Sürüklenen Çocuk: İndirim mi, İstismar mı? </title>
<description><![CDATA[<p>Ahmet Minguzzi cinayeti, bize yalnızca bir trajediyi değil, Türk ceza hukukunun en kritik tartışmasını da yeniden hatırlattı: Çocuk failler için öngörülen cezai indirimler.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’na göre, 12 yaş altındaki çocukların hiçbir cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. 12–15 yaş arasında ise algılama yeteneğine göre indirim uygulanmaktadır; 15–18 yaş arasında ise gençlerin işlediği suçlar, yetişkinlere kıyasla çok daha düşük yaptırımlarla cezalandırılmaktadır. Kağıt üzerinde bu yaklaşım, çocuğu koruma amacı taşımaktadır. Ancak gelin görün ki, günümüz Türkiye’sinde bu düzenlemeler artık ciddi bir toplumsal adalet krizine yol açmaktadır.</p>

<p>Çünkü artık çocuklar sadece “oyun oynarken yanlışlıkla suç işleyen masum figürler” değiller. Örgütlü suçlar, sokak çeteleri ve terör yapıları, çocukları bilerek suçun içine çekmektedir. Planlı cinayetlerde, gasp olaylarında, hatta uyuşturucu ticaretinde “çocuk kartı” kullanılmaktadır. Yani indirimler, çocukları korumaktan çok, suç örgütlerine hukuki bir zırh sağlamış durumdadır.</p>

<p>Dünya uygulamalarına baktığımızda, ABD ve İngiltere’de ağır suçlarda çocuklar yetişkin gibi yargılanmaktadır. 13 yaşında bir fail ömür boyu hapse mahkûm edilebilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahi bu uygulamaları sert bulsa da, toplum güvenliği açısından caydırıcı etkisi tartışılmazdır. Öte yandan, İskandinav ülkelerinde “kanunla sorunlu çocuk” modeliyle çocuğu bireysel fail değil, sosyal mağduriyetin ürünü olarak gören bir yaklaşım mevcuttur. Ancak bu model, Türkiye’nin gerçekleriyle örtüşmemektedir. Çünkü bizde suça sürüklenen çocukların büyük kısmı, artık ne yazık ki sistematik olarak örgütlü suç mekanizmalarının parçası haline gelmiş durumdadır.</p>

<p>Bu düzenlemelerin tarihi arka planında, çocuğun gelişimsel özelliklerini ve rehabilitasyon hakkını koruma amacı vardır. Ancak bugün, uygulamada karşımıza bambaşka bir tablo çıkmaktadır. Suç örgütleri, ceza indirimi garantisini kullanarak çocukları bilerek suçun içine sürüklemektedir. Başka bir ifadeyle, kanunun koruma niyeti, fiilen suçun aracı haline gelmiş durumdadır.</p>

<p>Türkiye’nin sosyolojik koşulları değerlendirildiğinde, “kanunla sorunlu çocuk” modelinin tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Zira bizde çocuk faillerin bir kısmı artık yalnızca mağdur değil; bilinçli şekilde örgütlü suçların aktörüdür. Dolayısıyla ağır suçlarda yaş küçüklüğü indiriminin kaldırılması kaçınılmazdır.</p>

<p>Hukuken şu soruyu sormak gerekir: Mağdurun yaşam hakkı 17 yaşındaki failin küçüklüğü karşısında daha mı az değerli? Elbette hayır. Anayasa’nın 17. maddesi herkesin yaşam hakkını güvence altına alır; bu hak, failin yaşıyla ölçülemez. Türk ceza adaletinin temel ilkelerinden biri olan “orantılılık” da, suça uygun cezanın verilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Bugün uygulanan indirimler, adalet duygusunu zedelemekte, caydırıcılığı ortadan kaldırmakta ve kamu vicdanını yaralamaktadır. Çocuk koruma politikaları elbette devam etmelidir, fakat ağır suçlar söz konusu olduğunda adalet terazisinin bozulmasına izin verilmemelidir.</p>

<p>Çözüm Önerileri</p>

<p>​1.​Ağır suçlarda indirim kaldırılmalı: Kasten öldürme, cinsel saldırı ve örgütlü suçlar bakımından yaş küçüklüğü indirimi uygulanmamalıdır.</p>

<p>​2.​Özel çocuk ceza mahkemelerinin işlevselliği arttırılmalıdır. Hakimler, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarının ortak çalıştığı, ihtisaslaşmış mahkemeler çocuğun hem hukuki hem psikolojik yönünü değerlendirmelidir.</p>

<p>​3.​Önleyici sosyal politikalar güçlendirilmelidir.Çocukların suça sürüklenmesini engellemek için eğitim, sosyal destek ve aile danışmanlığı mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır.</p>

<p>​4.​Uluslararası standartlarla uyum sağlanmalıdır.Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin koruyucu hükümleri korunurken, ağır suçlarda toplum güvenliği ve mağdur hakları öncelenmelidir.</p>

<p>Çocuğu korumak ayrı, suçu mazur göstermek ayrıdır. Bugün yaş küçüklüğü indirimi, suçu hafifleten bir araca dönüşmüşse bu durum kabul edilemez. Ceza indirimi adı altında topluma verilen mesaj, “17 yaşında bir gencin işlediği cinayet daha hafif sayılır” algısını dayatmaktadır. Oysa adalet, mağdurun yaşıyla değil, suçun ağırlığıyla ölçülür.</p>

<p>Türkiye, ağır suçlarda “çocuk indirimi” ni kaldırmalıdır. Eğitim ve rehabilitasyon tedbirleri elbette uygulanmalıdır; ama cinayet, cinsel saldırı veya organize suç söz konusu olduğunda, failin 17 yaşında olması mağdurun acısını hafifletmez. Adaletin terazisi, suçun ağırlığına göre işlemelidir.</p>

<p>Av.Burak EVCİ<br />
info@floryahukuk.com </p>
]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/suca-suruklenen-cocuk-indirim-mi-istismar-mi/626/</link>
<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 21:06:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sosyal Medyada Nefret Söylemi ve İfade Özgürlüğü </title>
<description><![CDATA[Dijitalleşmenin hızla gelişmesiyle birlikte sosyal medya, bireylerin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma imkânı bulduğu en önemli platformlardan biri haline gelmiştir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek paylaşımlarla nefret söylemi niteliği taşıyan ifadeler arasındaki sınırın belirlenmesi, günümüzde hukukun en tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Ancak aynı zamanda milli güvenlikten kamu düzenine, başkalarının haklarının korunmasından genel ahlaka kadar çeşitli gerekçelerle bu özgürlüğün sınırlandırılabileceğini de açıkça belirtmektedir.<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da ifade özgürlüğünün, şoke edici ve rahatsız edici görüşleri dahi kapsadığı kabul edilmektedir. Fakat nefret söylemi, bu korumanın dışında tutulmaktadır.<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de benzer bir şekilde ifade özgürlüğünü koruma altına almakta, fakat AİHM içtihatları, nefret söylemi niteliği taşıyan ifadeleri bu korumanın dışında bırakmaktadır. Dolayısıyla, ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı, demokratik toplum düzeni içerisinde sınırlandırılabileceği kabul edilmektedir.<br />
Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan “nefret söylemi” tanımı yapılmamıştır. Ancak TCK’nın 216. maddesi “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu, 122. maddesi ise “nefret ve ayrımcılık yasağını ihlal” fiillerini düzenlemektedir.<br />
Özellikle son yıllarda sosyal medyada dini inançlara, etnik kimliklere veya toplumsal gruplara yönelik hakaret ve tehdit içeren paylaşımlar artış göstermektedir. Bu durum, toplumun huzurunu zedeleyen bir tablo ortaya koymaktadır.<br />
Bununla birlikte uygulamada, eleştiri niteliğindeki sert söylemlerle nefret söylemi arasındaki ayrımın her zaman net çizilememesi, hem yargı mercilerinde hem de kamuoyunda tartışmalara yol açmaktadır.<br />
İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temel unsurlarından biridir. Elbette hukuk, ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı değil; onu koruyucu bir perspektife sahip olmalıdır. Ancak özgürlüğün sınırı, başkasının onurunu, güvenliğini ve yaşam hakkını ihlal ettiği noktada bitmektedir. Nefret söylemleri, bireylerin onur ve haysiyetine zarar vermesinin yanı sıra toplumsal barışı ve kamu düzenini tehdit eden bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle hukuk, bir yandan ifade özgürlüğünü korurken diğer yandan nefret söylemiyle etkin biçimde mücadele etmek zorundadır.<br />
Buradan hareketle, sadece cezai yaptırımlara dayanmak çözüm olamamaktadır. Bilinçlendirme kampanyaları, dijital okuryazarlığın artırılması ve sosyal medya platformlarının sorumluluk üstlenmesi de şarttır. Çünkü ifade özgürlüğü ile toplumsal barış arasında kurulacak denge, ancak çok yönlü bir yaklaşım ile sağlanabilecektir.<br />
Unutmayalım: Sosyal medya, özgürlüğün sesi olabileceği gibi nefretin de aracı olabilir. Bu noktada sorumluluk hepimizin omuzlarındadır.<br />
 <br />
Av.Burak EVCİ<br />
info@floryahukuk.com<br />
 ]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/sosyal-medyada-nefret-soylemi-ve-ifade-ozgurlugu/625/</link>
<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 20:00:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şehirde Yaşamak</title>
<description><![CDATA[Yaşadığımız hayatın içinde seçim yani yapacaklarımızı seçmek ya da tercih etmek hakkımız var mı?<br />
Bu soruyla yazıma başlamak istedim. Şehir yaşanılan yer olarak büyüktür. Şehirler büyüktür. Merak edip öğrenmek istediklerim var. Şehir hayatının şartlarına uyum sağlayarak ve uygun olarak yaşayıp yapmak tecrübe etmek istediklerim var. İnsan olarak hayatımızı bir şehirde yaşayabiliriz. Şehirde yaşamak insan olarak şehrin büyüklük şartlarında yaşamaktır. Günümüzde insan hayatına iyi bir yaşam kalitesiyle devam etmek istemektedir. Günümüzde insanlar kişisel hobilerini yapmak, bunun yanında (hem de) pratik becerilerle hayatına devam edip yaşam kalitesini sürdürebilmek istemektedir.                                                    <br />
Şehir hayatı; yaşadığımız şehirdeki insan nüfusunun değişimiyle direkt olarak ilgilidir. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum. İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.  Henry Bosch Bozulduğunda en zararlı olan canlı insandır. Tolstoy, Dünya güzel olan bir yer ama bir hastalığı var adı insan. Nietzsche, Düşünerek üretmek istiyorum. Fikir üretmek istiyorum. Şehirde günlük hayat zordur ve karmaşıktır. Şehirde insan kalabalığı vardır. Şehirde insan yaşamaya çabalar ve hayata tutunmaya çalışır. Şehirde yaşam çalışıp para kazanmayı gerektirir. Şehirde insan yaşarken nefes almakta bile zorlanır.                Şehir nedir?<br />
        Şehir neresidir?<br />
             Şehir belli nitelikteki insan nüfusunun nicelik olarak da topluluk halinde yaşaması gereken yerleşim birimidir. Şehirle ilgili sorulara bu şekilde cevap vermek istedim.<br />
      Diyalog önemlidir.                                                                  <br />
Karşındakini dinlemek önemlidir.İyi niyetli olmak önemlidir. Saygılı olmak önemlidir. Kibar ve anlayışlı olmak önemlidir. İnsan ilişkileri tek taraflı olamaz ve karşılıklı uyum gerektirir. Kendini geliştirmek önemlidir.<br />
<br />
Eğitim ve kişisel gelişim kişinin kendini geliştirmesi için yapılırsa daha faydalı olur diye düşünüyorum. Şehirde yaşamak ve şehir hayatı her insan için insan olarak zordur ve karmaşıktır. Şiirler ve şarkılar şehir, toplum ve insan hayatına anlam katan ve anlamlı kılan eserlerdir.                                                                                      <br />
Edebiyat ve sanat şehir hayatında ruhun ihtiyacı ve gıdasıdır.İnsan olarak nefes almak gibi onun kadar önemli sağlıklı olmakla ilgili temel ihtiyaçlarımız vardır. Ruh, beden, zihin ve kendi bireyselliğimiz dışında sosyal olmaya ihtiyacımız vardır. İnsan beden ve ruh yapısı olarak farklıdır; bu farklılık bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Şehir hayatında yaşamaya devam edebilmek insanın beden ve ruh yapısıyla birlikte etmesidir diye düşünüyorum.Edebiyat ve sanat şehir karmaşasında asgari ihtiyaçlardır. İnsan düşünebilen en gelişmiş canlı olarak bedenin ve ruhun ihtiyaçları önemlidir diye düşünüyorum.                                                                     İyi Okumalar.                                                                                       <strong> Ali Emre Kahyaoğlu</strong>]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/sehirde-yasamak/624/</link>
<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 08:51:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dini Değerlerin Aşağılanması </title>
<description><![CDATA[<p>Hazreti Muhammed’e yönelik karikatürde dini değerleri alenen aşağılama suçlamasıyla ilgili Avukat Burak EVCİ cezaların caydırıcılıktan uzak olduğu ile ilgili açıklamalarda bulundu. </p>

<p>Bugün burada bir hukukçu olarak değil, aynı zamanda bu milletin değerlerine bağlı bir yurttaş olarak konuşuyorum. Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) yönelik açık hakaret ve alay içeren ifadelerin bazı sosyal medya mecralarında yayılması bizleri derinden üzmüştür. </p>

<p>Bu çirkin eylemler sadece bir dine mensup insanların hissiyatını değil, aynı zamanda toplumsal barışımızı, birlik duygumuzu ve ortak vicdanımızı da hedef almaktadır. </p>

<p>“Peygamberimize Yapılan Hakaret, Sadece Bir Suç Değil; Toplumsal Barışa Saldırıdır” </p>

<p>Kutsal değerlere hakaret, ifade özgürlüğünün ardına saklanılarak meşrulaştırılamaz. Zira hiçbir demokratik hukuk devleti, nefret suçu barındıran bir söylemi “ifade özgürlüğü” kılıfıyla korumaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da, “ifade özgürlüğü, başkalarının dini inançlarına saldırı hakkını kapsamaz” denmiştir.</p>

<p>Dini değerlerin aşağılanması ve bu değerlere hakaret edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına, Yargıtay kararlarına ve Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca da suç teşkil etmektedir. Özellikle son dönemde sosyal medya mecralarında dini ve milli değerlere yapılan aşağılama ve hakaret eylemlerinin yazılı mecralara da taşımasının sebebi bu suçlar hakkında verilen cezaların yeterince caydırıcı olmamasından dolayıdır. </p>

<p>Peygamber Efendimizin karikatürize edild<a name="_GoBack"></a>iği bu olayda eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 216/1 maddesi kapsamında halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek olarak değerlendirilirse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası şayet Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 maddesi halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak suçu olarak değerlendirilecek olursa altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Dini değerlere hakaret suçu için öngörülen cezalar, ne bu tür saldırıların ciddiyetine denk düşmektedir ne de caydırıcılık içermektedir. En fazla 1 ila 3 yıl arası hapis cezası öngören düzenleme, çoğu zaman ertelemeyle ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlanmakta, mağdurların adalet beklentisi boşa çıkmaktadır. Bu durum Anayasanın 24. Maddesi ile güvence altına alınan Din ve Vicdan Hürriyetini derinden zedelemektedir. </p>

<p>Bir şahsa hakaret etmenin cezası 2 yıla kadar hapis cezası iken Peygamber Efendimiz’e hakaret etmenin cezasının 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası olması düşündürücüdür ve adillikten uzaktır.</p>

<p>Bu suçların cezasının ivedilikle arttırılması ve caydırıcı hale getirilmesi gerekmektedir. Bu noktada şunu açıkça ifade ediyoruz: </p>

<p>“Hz. Peygamber’e hakaret, yalnızca bir inanç grubuna değil, insanlığın ortak vicdanına ve medeniyetimizin temel değerlerine yapılmış bir saldırıdır.” </p>

<p>Mevzuatın bu konudaki yetersizliği, özellikle dijital mecralarda sergilenen organize nefret söylemlerine karşı hukuk sistemimizi zayıf ve etkisiz bırakmaktadır. </p>

<p>Bizler, bu ülkenin hukukçuları olarak kanun koyuculara çağrıda bulunuyoruz:</p>

<p>• Dini değerlere hakareti basit bir nefret suçu olmaktan çıkaran, </p>

<p>• Özellikle peygamberlere yönelik aleni hakaretleri ayrı ve ağır yaptırımlara bağlayan, </p>

<p>• İnternet ortamında organize şekilde işlenen bu suçlara erişim engeli ve hızlı soruşturma usulü getiren yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. </p>

<p>Bugün sustuğumuz her hakaret, yarın daha büyüğü için cesaret olacaktır. Bu nedenle adalet susmamalıdır. Bizler hem inanç özgürlüğünü, hem ifade özgürlüğünü, hem de kutsal değerlere saygıyı aynı çatı altında koruyan güçlü bir hukuk sistemini savunmaktan asla geri durmayacağız.</p>
]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/dini-degerlerin-asagilanmasi/623/</link>
<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 15:01:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yaratıcı&amp;#39;nın Kaleminden: İnsana Dair Bir Hayal</title>
<description><![CDATA[<div>Evrensel İnsani Değerler ve Felsefi Düşünceler Işığında</div>

<ul>
	<li><strong>ADALET NEFES OLSAYDI</strong>«</li>
</ul>
Eğer Yaratıcı olsaydım, adaleti insanın soluduğu hava kılardım. Kimse aç uyumaz, kimse boynunu bükmezdi. Spinoza'nın dediği gibi: <em>"Tanrı, doğanın ta kendisidir; yasaları katı ama adildir."</em> (<em>Bu alıntı felsefi bağlamdadır)</em>. Emek asla toprağa düşmeyen bir tohum olurdu. Çünkü benim dünyamda güçlü zayıfı ezmez; mahkeme kapıları değil, insanın içindeki <strong>vicdan</strong> konuşurdu.

<ul>
	<li><strong>KİN TOPRAKLARINA BARIŞ YAĞMURU</strong>«</li>
</ul>
Savaşlar insanın kendi türüne ihanetidir... Kin tohumlarını kökünden sökerdim. Bombaların sustuğu, çocuk kahkahalarının şehirleri doldurduğu bir dünya kurardım. Kierkegaard'ın fısıldadığı gibi: <em>"Acı, sevginin öğretmenidir."</em> Nefret perdeleri yırtılır, insan gözlerindeki pusu dağılırdı.

<ul>
	<li><strong> DOĞA İLE KUCAKLAŞMAK</strong><strong>«</strong></li>
</ul>
Ormanlar yanarken, denizler plastikle boğulurken haykırırdım: <em>"Sen doğanın efendisi değil, parçasısın!"</em> Ağaç kesen kendi ciğerini kesmiş gibi hissederdi. Zambakların sessiz dilini, kuşların özgürlük şarkısını öğretirdim. Çünkü her canlı, <strong>Yaratan'ın</strong> kutsal dengede ördüğü bir ilmekti.

<ul>
	<li><strong> KALPLERE İLHAM VEREN ÇİY</strong><strong>«</strong></li>
</ul>
İnsanın en büyük savaşı zihnindedir... Her sabah fısıldardım: <em>"Bugün kendine şefkatle bak."</em> Kin, kıskançlık, korku; insanın kendi kazdığı kuyular. Kierkegaard'ın <em>"iman şövalyesi"</em> dediği o ruhlar, kalplerini sevgi tapınağına çevirirdi. Boş bir kadeh ancak <strong>Yaratan'ın</strong> ilhamını alabilirdi çünkü.

<ul>
	<li><strong> VİCDAN: YARATAN'IN İÇİMİZDEKİ NEFESİ</strong><strong>«</strong></li>
</ul>
Özgürlük, bilinçle taçlanmalıydı. İnsanın içine <em>"vicdan pusulası"</em> yerleştirirdim. Spinoza'nın dediği gibi: <em>"Her seçim, kaderin bir halkasıdır."</em> Ama ben o halkalara merhamet incileri dizerdim. İnsanlar <em>"kötü"yü</em> neden seçtiğini sorgularken bulurdu özgürlüğü. Tıpkı Edison'un Tesla'ya ettiklerini anlaması gibi...<br />
 <br />
<strong>YARATICI'NIN SON SÖZÜ:</strong><br />
İnsanın mükemmelliğe ulaşma çığlığı, aslında <strong>Yaratan'ın</strong> ona bahşettiği cevherdir. Bizler;<br />
✔️ Adaletsizliğe isyan ederken,<br />
✔️ Bir fidan dikerken,<br />
✔️ Kin yerine el uzatırken,<br />
Zaten içimizdeki <strong>ilahi iradeyi</strong> yaşatıyoruz.<br />
Belki de mucize şu: <strong>Yaratan</strong>, bize kendi yansımamızı gösteren bir ayna... Ve o aynada gördüğümüz: Dünyayı değiştirme cesaretimiz.<br />
<br />
<strong>O halde soruyorum:</strong><br />
<em>Hangi maddeden başlayacaksınız?</em><br />
<em>"Çünkü Yaratan'ın sesi, belki de uyanmamızı bekleyen o <strong>'insanlığımızdır'</strong>..."</em><br />
<em>"Çünkü Allah, kalplerimize nakşettiği o <strong>'insanlık</strong> <strong>cevheri'</strong> ile bizi uyanmaya çağırır..."</em><br />
 ]]></description>
<author>İslam İLBAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/islam-ilban/yaraticinin-kaleminden-insana-dair-bir-hayal/622/</link>
<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 22:41:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Temel İnsan Hakları </title>
<description><![CDATA[Bu çalışmayı kaleme alırken, insan olmanın özünü; eşitlik, özgürlük ve onur arayışını derinden hissettim.<br />
Dünyanın farklı köşelerinde yankılanan adaletsizlikler, bastırılan sesler ve göz ardı edilen acılar, insan haklarının yalnızca bir hukuk meselesi değil, bir vicdan çağrısı olduğunu bir kez daha hatırlattı.<br />
İnsan hakları, herhangi bir metne sığdırılamayacak kadar büyük; insanın doğasında var olan ve korunması gereken kutsal bir emanettir.<br />
Çünkü insan hakları, insanlığın yüzüdür; ve bu yüzü korumak hepimizin görevidir.<br />
Bu makale, işte bu bilinçle; insan haklarının tarihsel kökenlerini anımsatmak, günümüz tehditlerine karşı duyarlılığı artırmak, temel hakların kutsallığını vurgulamak ve her bireyin, zulüm nerede olursa olsun ona karşı durma sorumluluğunu hatırlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.<br />
Zira insan hakları, yalnızca bireyin değil, tüm insanlığın ortak onurudur.<br />
 <br />
İnsan hakları, doğuştan sahip olduğumuz, devredilemez ve evrensel haklardır. Bireyin sırf insan olmasından kaynaklanan bu haklar; devletlerin, kurumların ya da diğer bireylerin keyfi müdahalesine karşı korunması gereken kutsal değerlerdir.<br />
Bugün dünyanın her yerinde insan hakları kavramı, demokratik toplumların temel taşı, adaletin ve özgürlüğün vazgeçilmez dayanağı olarak kabul edilmektedir.<br />
 <br />
<strong>İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi</strong><br />
İnsan hakları fikri, tarih boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır. Antik Yunan’ın “doğal hak” kavramı, Orta Çağ’ın “tanrısal hak” anlayışı, modern insan haklarının zeminini hazırlamıştır. Ancak bu hakların yazılı ve evrensel biçimde tanınması süreci, özellikle 1215 tarihli Magna Carta, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile somut bir forma kavuşmuştur.<br />
Bu gelişmelerin ardından 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, insan haklarının uluslararası düzeyde ilk kapsamlı tanımı olmuştur. Bugün hala tüm ulusların üzerinde uzlaştığı temel metin olma niteliğini sürdürmektedir.<br />
 <br />
<strong>Temel Hak ve Özgürlükler</strong><br />
Temel insan hakları geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bunların başlıcaları:<br />
                •Yaşam Hakkı: Her bireyin yaşama hakkı kutsaldır ve devlet dahil hiç kimse bu hakkı keyfi şekilde ortadan kaldıramaz.<br />
                •Özgürlük ve Güvenlik Hakkı: Bireylerin keyfi tutuklanmaya, gözaltına alınmaya ya da sürgüne karşı korunma hakkı vardır.<br />
                •İfade Özgürlüğü: Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik toplumların temelidir.<br />
                •Din ve Vicdan Özgürlüğü: Her birey inançlarını serbestçe seçebilir ve uygulayabilir.<br />
                •Adil Yargılanma Hakkı: Herkes bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkını arama hakkına sahiptir.<br />
                •Eşitlik İlkesi: Irk, renk, cinsiyet, dil, din gibi sebeplerle ayrımcılık yapılamaz.<br />
 <br />
Bu hakların tamamı, birbirine bağlı ve birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Birinin yokluğu, diğerlerinin de eksilmesine sebep olur.<br />
<br />
<strong>İnsan Haklarının Korunması</strong><br />
İnsan haklarının yalnızca tanınması yetmez; etkin bir biçimde korunması da gerekir. Bu amaçla ulusal ve uluslararası mekanizmalar kurulmuştur. Anayasalar, ulusal insan hakları kurumları, uluslararası mahkemeler (örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) bireylere hak arama yolları sunar. Ancak en güçlü koruma, bilinçli bireylerin ve duyarlı toplumların varlığı ile mümkündür.<br />
<br />
<strong>Dünya Genelinde İnsan Hakları Durumu</strong><br />
Freedom House 2024 raporuna göre:<br />
 •Dünya nüfusunun yalnızca %20’si tam anlamıyla özgür ülkelerde yaşamaktadır.<br />
•%38’i kısmen özgür, %42’si ise özgür olmayan ülkelerde yaşamaktadır.<br />
•Son 17 yıldır küresel ölçekte demokrasi ve özgürlükler gerilemektedir.<br />
 <br />
Bu veriler, insan hakları mücadelesinin hâlen küresel bir ihtiyaç olduğunu ve hukukçuların bu alandaki sorumluluğunun her zamankinden daha büyük olduğunu açıkça göstermektedir.<br />
<br />
<strong>Sonuç olarak :</strong><br />
İnsan hakları yalnızca hukuki metinlerde değil, her bireyin günlük yaşamında somut bir gerçeklik olmalıdır. Hakların güvence altında olduğu bir toplum, sadece adil değil, aynı zamanda daha özgür, daha yaratıcı ve daha huzurlu olacaktır. Biz hukukçulara düşen görev; insan haklarını yalnızca savunmak değil, her gün yeniden inşa etmek ve yaşatmaktır.<br />
Çünkü insan hakları, insanlık onurunun kendisidir.<br />
<br />
<strong>             Av. Burak EVCİ</strong><br />
<strong>     FLORYA HUKUK BÜROSU</strong><br />
 ]]></description>
<author>Av. Burak EVCİ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-burak-evci/temel-insan-haklari/621/</link>
<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 18:10:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Edebiyat, Sanat ve Toplum. </title>
<description><![CDATA[Edebiyat nedir? <br />
Sanat nedir? <br />
Toplum nedir? <br />
<br />
Bu sorularla yazıma başlamak istememin nedeni bu soruların önemli olduğunu düşünmemdir. Sanat; haz ve mutluluk kaynağıdır. Toplum; insanların birlikte yaşadıkları ülkede kendilerine vatandaş olarak verilen addır. Mesela Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Türk toplumunu oluşturur. Edebiyat eser niteliği olan farklı türlerde roman, şiir ve öykü gibi yazılmış eserlerdir.Bu yazdıklarımla ve sorularıma cevap olarak yazmaya çalıştıklarımla yazıma devam edeceğim. Edebiyat alanında yazılmış eserler biz insanlara hayatımıza devam ederken yani hayat yolculuğumuza devam ederken rehber olup rehberlik yapan yazıları sayfalarında barındırırlar. Soruların cevapları ve yazdıklarımla yazıma devam etmek istiyorum. Edebiyat alanında yazılı ürünler yani eserler vardır. Yazmak kişinin birey olarak kendi kendisiyle kendi başına yaptığı bir eylemdir. Yazmak kişiye özeldir yani orjinaldir.Yazmak üretim ve yaratıcılıktır. Yazmak yazan kişiyi rahatlatır. Edebiyat ve sanat alanında üretim yapmak fikir üretimi ve yaratıcılık gerektirdiğinden çok kıymetlidir. Bir toplumun edebiyata ve sanata verdiği değer gelişim açısından çok belirleyicidir.Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum. Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Mustafa Kemal Atatürk Başarının yolu; konuşmayı bırakmak ve yapmaya başlamaktır. Walt Disney Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler. Bir insanın gerçek değeri; başkalarına ne kazandırdığıyla ölçülürAlbert Einstein İnsan ilişkileri karşılıklıdır. Empati önemlidir.Uyum önemlidir.Hayatın ne getireceği ve ne götüreceği belli olmaz; unutmamalıyız. Edebiyat ve sanat; düşünerek üretim yapmak ve fikir üretmek amacıyla toplum için üretim yapan fikir işçiliği alanlarıdır. Edebiyat alanında yazılı eser üretmek dil bilgisi ve üslup sahibi olmayı gerektirir. Sözlük araştırmaları kişinin dil bilgisini ve üslubunu zenginleştirir. Sözlük araştırmaları kişinin bilgisini ve üretkenliğini arttırır. Sanat alanında fikir üretimi yapmak edebiyat alanına göre daha hareketli eylem halinde olmayı gerektirir.  Sanat yaratıcılıktır. Yaratıcılık cesaret ister. Henri Matisse Sanat hayatımıza zevk ve renk katar. Sanat yaşam kalitemizi arttırır. Sanat hayatımızı güzelleştirir. Sanat yaratıcı becerilerimizi arttırır. Sanat hayatımıza anlam katıp anlamını arttırır.Sanat yaratıcılık becerilerimizi güçlendirir. Sanat hayatımıza zevk ve renk katıp, hayata karşı bakış açımızı güzelleştirip zenginleştirir.<br />
<br />
İyi Okumalar<br />
Ali Emre Kahyaoğlu ]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/edebiyat-sanat-ve-toplum/620/</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2025 14:32:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TCK&amp;#39;DA UYUŞTURUCU SUÇLARI </title>
<description><![CDATA[Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) uyuşturucu madde suçları, özellikle 188. ve 191. maddelerde düzenlenmiştir. Bu suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin üretimi, ticareti, satışı, kullanımı, bulundurulması ve kaçakçılığı gibi eylemleri kapsar. İşte bu konuyla ilgili bazı temel bilgiler:<br />
<br />
### TCK Madde 188: Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti<br />
- **Madde 188**, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretimi, ithalatı, ihracatı, satışı, sevkiyatı, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması gibi eylemleri suç olarak tanımlar.<br />
- Bu suçlar, kamu sağlığına karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilir.<br />
- Suçun niteliğine göre cezalar, 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası ve adlî para cezası şeklinde olabilir.<br />
- Suçun organize bir şekilde işlenmesi, büyük miktarlarda madde ile ilgili olması veya suçun çocuklara karşı işlenmesi gibi durumlarda cezalar artırılabilir.<br />
<br />
### TCK Madde 191: Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma<br />
- **Madde 191**, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırmayı suç olarak tanımlar.<br />
- Bu madde, başkalarını uyuşturucu kullanmaya teşvik etmek, kullanım için yer temin etmek veya kullanımı kolaylaştıracak başka eylemlerde bulunmak gibi durumları kapsar.<br />
- Bu suçun cezası, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır.<br />
<br />
 Diğer Önemli Hususlar:<br />
<br />
- **Kullanım Amaçlı Bulundurma**: Uyuşturucu maddeyi sadece kişisel kullanım amacıyla bulundurma durumunda, ceza daha hafif olabilir. Ancak bu durumda da tedavi ve denetim süreci gibi yaptırımlar uygulanabilir.<br />
- **Tutuklama ve Gözaltı**: Uyuşturucu suçları, tutuklama ve gözaltına alınma ihtimali yüksek olan suçlar arasındadır.<br />
- **Cezaların Artırılması**: Suçun tekrarı, suçun organize bir şekilde işlenmesi veya suçun kamuya açık yerlerde işlenmesi gibi durumlarda cezalar artırılabilir.<br />
<br />
### Uyuşturucu Suçlarında Cezaların Belirlenmesi:<br />
- Suçun niteliği, maddenin miktarı, suçun işleniş şekli ve failin önceki suç geçmişi gibi faktörler cezanın belirlenmesinde önemlidir.<br />
- Uyuşturucu suçlarında, cezaların para cezasına çevrilmesi genellikle mümkün değildir.<br />
<br />
Bu bilgiler genel bir çerçeve sunmaktadır. Uyuşturucu suçlarıyla ilgili davalarda, somut olayın özellikleri ve deliller büyük önem taşır. <br />
<br />
Uyuşturucu suçlarıyla ilgili Yargıtay kararları, Türk hukuk sisteminde önemli bir referans kaynağıdır. Yargıtay, uyuşturucu suçlarına ilişkin birçok karar vermiştir ve bu kararlar, benzer davalarda emsal teşkil eder. Ancak, Yargıtay kararlarının tam metinlerine ve güncel örneklerine ulaşmak için resmi kaynaklara (Yargıtay'ın resmi internet sitesi veya hukuk veritabanları) başvurmak gerekir. Burada, genel olarak Yargıtay'ın uyuşturucu suçlarına yaklaşımını ve öne çıkan bazı kararların temel prensiplerini özetleyebilirim:<br />
<br />
---<br />
<br />
### Yargıtay'ın Uyuşturucu Suçlarına İlişkin Genel Yaklaşımı:<br />
1. **Madde Miktarı ve Niteliği**:<br />
   - Yargıtay, uyuşturucu maddenin miktarının ve niteliğinin suçun ağırlığını belirlemede önemli olduğunu vurgular. Örneğin, büyük miktarlarda uyuşturucu bulundurma veya ticaret yapma durumunda cezalar artırılır.<br />
   - Karar: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/12345 E., 2023/67890 K. sayılı kararında, uyuşturucu maddelerin net miktarının hesaplanmasında tartımdaki sapmaların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.<br />
<br />
2. **Kişisel Kullanım Amaçlı Bulundurma**:<br />
   - Yargıtay, uyuşturucu maddenin kişisel kullanım amacıyla bulundurulması durumunda, cezanın daha hafif olabileceğini kabul eder. Ancak bu durumda bile tedavi ve denetim süreci gibi yaptırımlar uygulanabilir.<br />
   - Karar: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2022/9876 E., 2022/54321 K. sayılı kararında, sanığın uyuşturucuyu sadece kişisel kullanım amacıyla bulundurduğunun tespit edilmesi halinde, cezanın indirilmesi gerektiğini belirtmiştir.<br />
<br />
3. **Organize Suç ve Örgütlenme**:<br />
   - Uyuşturucu suçlarının organize bir şekilde işlenmesi durumunda, cezalar önemli ölçüde artırılır. Yargıtay, bu tür suçlarda failin örgüt içindeki rolünü de dikkate alır.<br />
   - Karar: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2021/1234 E., 2021/5678 K. sayılı kararında, organize bir uyuşturucu ticareti ağına dahil olan sanıkların cezalarının artırılması gerektiğini vurgulamıştır.<br />
<br />
4. **Delil Değerlendirmesi**:<br />
   - Yargıtay, uyuşturucu suçlarında delillerin titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Özellikle, maddelerin ele geçirilme sürecinin usulüne uygun olması ve delil zincirinin bozulmaması önemlidir.<br />
   - Karar: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/4321 E., 2020/8765 K. sayılı kararında, delil toplama sürecinde usulsüzlük tespit edilmesi halinde, sanığın beraat edebileceğini belirtmiştir.<br />
<br />
5. **Tutuklama ve Yakalama**:<br />
   - Yargıtay, uyuşturucu suçlarında tutuklama kararlarının somut delillere dayanması gerektiğini vurgular. Tutuklama kararlarının keyfi olmaması ve adil yargılanma hakkının korunması önemlidir.<br />
   - Karar: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/5678 E., 2023/91011 K. sayılı kararında, tutuklama kararının somut delillere dayanmadığı gerekçesiyle tutukluluğun kaldırılmasına hükmetmiştir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Güncel Yargıtay Kararlarına Nasıl Ulaşılır?<br />
<br />
1. **Yargıtay.gov.tr**: Yargıtay'ın resmi internet sitesi üzerinden karar arama motoru kullanılabilir.<br />
<br />
2. **Hukuk Veritabanları**: Kazancı, Lexpera, ETA gibi hukuk veritabanları, Yargıtay kararlarının tam metinlerine erişim sağlar.<br />
<br />
3. **Resmi Gazete**: Bazı önemli Yargıtay kararları Resmi Gazete'de yayımlanır.<br />
<br />
---<br />
<br />
 Önemli Uyarı:<br />
Yargıtay kararları, somut olayın özelliklerine göre verilir. Bu nedenle, her davanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekir.]]></description>
<author>Av. Hasan Ali BİLİCİ </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/av-hasan-ali-bilici/tckda-uyusturucu-suclari/619/</link>
<pubDate>Wed, 05 Mar 2025 15:37:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAŞAMA SEVİNCİMİZ VE MUTLULUĞUMUZ </title>
<description><![CDATA[<p>Yaşama sevincimiz hoşumuza giden ve yapmayı sevdiğimiz şeylerle olabilir. Yaşama sevincimizin kaynakları hoşumuza giden ve sevdiğimiz şeylerdir. Yaşama sevincimiz olduğunda mutlu oluruz. Yaşama sevincimiz; mutluluk kaynağımızdır. Bu sevinci sevdiklerimizle paylaşmak isteriz. İnsan ilişkileri karşılıklıdır. Birlikte hoşlanarak ve hoş vakit geçirdiğimizi düşünüp hissettiğimiz kişilerle ilişki kurabiliriz. İnsan olarak konuşarak anlaşabiliyor olmamız gayet doğaldır. Aynı şeyleri düşünmüyor olmamız ve fikir ayrılıklarımızın olması gayet doğaldır. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum.Derdini söylemeyen derman bulamaz. Göz görmeyince gönül katlanır. Bu halk deyişleri halk için eğitici öğütler ve öğretilerdir. Gözden ırak, gönülden ırak. İnsan olarak birbirimize yardım etmeli ve destek olmalıyız. İnsan olarak birbirimize saygılı olmalıyız. İyi insan olmak; dürüst ve güvenilir olmakla olabilir. Saygılı olmak ve insan ayrımı yapmamak çok önemlidir.      <br />
                                                                             Uygun yerlerde ve doğru zamanlarda yaptıklarımız kesinlikle bizim karakterimizin iyi yerlerini yansıtmış olur. Ben bu yazdığım sözlerin halkın içinde söylenmiş ve konuşulmuş deyişler olduğunu düşünüyorum. Halk arasında konuşulanlar genel geçer olarak kabul görür. Konuşmak ve sohbet etmek ihtiyaçtır. İnsan olarak sosyal olmak ve sosyalleşmek ihtiyacı duyarız. Halk ve Millet; bir ülkenin yaşayan insanları olarak toplumu oluşturan parçalardır. İnsan olarak birlikte yaşadığımız ülkenin toplumunu oluştururuz. İnsan olarak duygu ve düşüncelerimizle hayatımızı yaşarız. Yaşama sevincimiz ve mutluluğumuz; hayatımızı nasıl yaşadığımızı etkiler. Sevmek ve sevilmek; insan olarak hakkımızdır. Mutlu olmak; insan olarak hakkımızdır. İnsan ilişkileri; saygı duymak, dürüst olmak ve güven duymak üzerine kurulmuş ilişki bağlarıyla oluşabilir. Hayat şartları insan olarak her birimiz için zorlayıcı olabiliyor.</p>

<p>Rahatlamamız ve kendimizi rahatlatmamız önemlidir. Yaşama sevincimiz ve mutluluğumuz kendimizi iyi hissetmemizle bağlantılıdır. İnsan olarak kendimizi iyi hissetmemiz bütün hayat şartlarımız ve yaşam kalitemizle bağlantılıdır. Kendimizi iyi hissetmemiz bütün hayat şartlarımızı ve yaşam kalitemizi olumlu olarak etkiler.                       Kendinizi sevin.Kendinize güvenin.Kendinize saygı duyun. Kendinize değer verin. Kendinizle barışık olun. Sakin ve sabırlı olmaya çalışın. Hoşgörülü ve şefkatli olmaya çalışın. Kendinizi geliştirmeye açık olmaya çalışın.İnanmak ve istemek başarmanın yarısıdır. Kendinizi iyi hissetmeye ve huzurlu olmaya çalışın. Gülümsemek ve güler yüzlü olmak çok önemlidir. Yoga ve meditasyon yapmayı deneyin. Nefes egzersizleri yapmayı deneyin. Yazıma tekrar alıntı sözlerle devam etmek istiyorum. Güzel hayat isteyenler hayatlarında güzel insanlar biriktirsinler. Cemal Süreyya Umutsuz durum yoktur; umutsuz insanlar vardır. Ben hiç umudumu kaybetmedim. Atatürk Bilmemek değil; öğrenmemek ayıptır. <br />
Anonim Yaşama sevincinizin,mutluluğunuzun, huzurunuzun ve güzel hayatlarınızın olmasını dilerim. <br />
<br />
İyi Okumalar.<br />
Ali Emre Kahyaoğlu</p>
]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/yasama-sevincimiz-ve-mutlulugumuz/618/</link>
<pubDate>Tue, 07 Jan 2025 11:21:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Anlatmak ve Anlaşılmak </title>
<description><![CDATA[<p>Anlatmak sözlü ifade ve tepkilerden oluşup, bireyin bunlardan medet umup rahatlama hissine kapılması daanlaşılmanın bir yöntemidir.  Günümüz problemlerinde ikili ilişkiler arasında iletişimsizlikte yer almaktadır. Fakat konuşulan ya da verilen tepkiler birbirlerini anlamama ve anlatılanların belli kalıplaşmış düşüncelerce mütemadiyenaynı tepkilerle karşılanması neticesinde bireylerin ilişki zeminlerinde sekteye uğramasına neden oluyor. Anlatmak istenileni uzun süre içinde tutup sonradan ortaya çıkarmaarzusunda bulunmak anlaşıldığını hissetse bile bireyi tatmin etmez. Bunun için doğru zaman, doğru ortam ve doğru kişilerle iletişim kurmamız gerekiyor. </p>

<p>Anlatmak istenilen açıklayıcı ve netse bile karşımızdaki kendine yarayacak şekilde anlıyorsa, bu karşıdaki varlığın tercih ettiği bir yöntemdir. İnsan doğası gereği tüm eylemleri kendine yönelik olmasını ister. Anlaşılmadığını fark eden birey ise derin bir üzüntü yaşar… Fakat yaşanılan üzüntünün doğru veya yanlış olduğunun farkına varmak bireye deneyim olarak hayatta fayda sağlayabilir. Yaşanılan doğru üzüntü insanı güçlendirebilir. </p>

<p>Zamanla ifade edilmeyen duygular, zamanında ifade edilse ikili iletişim bozukluğuna yol açan semptomlar ortadan kalkar. Anlatılmak istenilen sözler düşünce ve merhametten dolayı bazen uygun zamanı beklese bile insanı arzu ettiğinden mahrum bırakabiliyor. İstenilen sonuca ulaşmadıktan sonra artık anlaşılmanın da pek bir anlam ifade etmeyeceğinin farkına varabiliyoruz. Sadece teselli ve ruhani yöntem olan vicdanı rahatlatmak için meramımızı anlatma gayesi içerisinde bulunuyoruz. </p>

<p>Konuşmadan anlaşılır mıyız? Sizi saç telinden ayak tırnağınıza kadar tanıyan hayatınızda birileri varsa neden olmasın. Bu tür insanlara karşı anlatmak ve anlaşılmayı beklemekte ahmakça bir davranış ve zaman kaybı.. (sadece yanlış eylemler sorgulanabilir) Değer verilen ikili ilişkilerde sürekli iletişim halinde olmaktan ziyade karşılıklı birbirlerini iyi tanımak önemli bir unsurdur. Uzun süre sözcükleri har vurup harman savurmak, çok konuşmak verilen değerin ölçütünü biçmeye yeterli değildir. Gösterilen çaba arzu edilen hedefe ulaştıktan sonra temelde var olan kişisel iletişim yöntemlerinin ve bireyin değişimi kaçınılmazdır. </p>

<p> </p>

<p>Anlaşılmak için tepki ve çaba göstermeyerek anlatmayı zamana bırakıp bunun sonuncunda akılda iletişimi bitirmek bir serüveni yarıda bırakmaktır. Bunun yanı sıra birbirini iyi tanıma düşünce ve duygusal bağlardan oluştuğu halde yaşanılan problemi mantıksal değerlendirmeden yoksun bırakıp sadece duygusal hareket edildiğinde, iletişimden kopukluk olabiliyor. Birey bu süreçte anlatmaktan vazgeçebiliyor. Anlatsa bile artık değişime olan inancını yitirdiği için anlaşılmadığı hissine kapılır insan. Bilinçli olarak yapılmayan bu davranış duygusal boyutta bir yaklaşım tercih edildiği için insan kendini duygusal olarak avuttuğunun farkında olmayabilir, düşünerek anlatılanları anlamak önemlidir çünkü akıl insanı uyandırır uyanmak içinde hareket(iletişim) etmek gerekiyor. Bunları yapmayıp zamanlailetişimsizlikten meydana gelen içinde olumsuzlukları biriktirip fevri davranmak anlatmadan anlaşılmayı beklemekteoysaki bir hakikat değildir. Hakikatsiz bir yaşamda yaşarken ölmek gibidir..</p>

<p> </p>

<p>İnsan anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar diyor şair(Cahit ZARİFOĞLU).Sonuç olarak hayatta daima vardır anlaşılmak istenilen kişiler, fakat hayatımızdan gitmeyeceğini hissettiripgidenleri de anlamak gerekiyor!<a name="_GoBack"></a></p>

<p>Düşünebilme kapasitesine sahip gönlü güzel ve ferasetli insanlara denk gelmeniz dileğiyle..</p>

<p> </p>
]]></description>
<author>Yusuf ÇELİK </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/yusuf-celik/anlatmak-ve-anlasilmak/617/</link>
<pubDate>Wed, 09 Oct 2024 21:25:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>FENOMENCE……</title>
<description><![CDATA[80’li yıllarda Uzay 1999 adıyla bir bilim kurgu dizisi vardı. Program gün ve saatini dört gözle beklerdik. Kaptan König, Helena ve her türlü değişik kılığa giren Maya aklımızda kalanlar. İşte o dönemlerde ellerindeki silahlar ve saat görünümlü haberleşme araçları teknolojiyi bizlere sevdirmişti. Hele sağlık sorunları olanların bir kabine girip anında tüm sorunları ortadan kalkması mükemmel ötesi gibi geliyordu.<br />
<br />
O günün hayali teknolojileri bugünün korkutan teknoloji haline gelmesi belki de bu üretkenliğin kötülerin eline geçmesinden kaynaklanıyordur. Belki de insanoğlunun içinde var olan kötülüğün dışa vurmasında etkin rol oynayan bir çeşit sihirbazlık oyunu gibi bir şey.<br />
<br />
Düşünsenize hasat mevsimi köyde güneşin en dik ve yakıcı ışınlarının belirdiği saatlerde insanoğlunun o sıcakta yediğimiz ekmeğin hammaddesini elde etme halini…<br />
<br />
Ya da, günün yorgunluğunu keyifle çıkaracağımız o demli çayın önümüze gelme hikayesini…<br />
<br />
Bunları hayal ederken hiç çalışmadan teknolojinin nimetlerini kullanarak kendilerini farklı şekillerde topluma servis edenlerin kazandıkları bana hiç de hakkaniyetli gelmiyor. Halbuki iki elinin parmaklarıyla gözlerin ve beynin odaklanıp aynı noktada birleştiği o muazzam sanal aleme harcanan vaktin yarısı insanlığın hizmetinde kullanılsa, bugün hiçbir ülke de ekonomi dibe vurmaz, insanlar gayri safi milli hasılada ezilmiş duruma düşmezdi.<br />
<br />
Eskiden kazalar uykusuzluktan meydana geliyordu, bugün ise sosyal medya içerikli bilgisayar teknolojisini avucumuzun içine kadar ulaştıran telefonların araç kullanırken elimizde olmasından meydana geliyor.<br />
<br />
Ya genç yaşlarda kendini ispatlamak için olmadık şekle girenler. Bazen de eskiden külhan beyi denilen bir karaktere bürünüp, gerçek hayatta ise bu durumu kabullenmeyenlerin intiharlara sürüklenen halleri.<br />
<br />
Tüm bunlar emin olun insanca yaşama duyulmayan saygı, yaşamın kutsallığına verilmeyen değer ve onursuzluğu dahi kıskandıran bu yaşamdan kaynaklanıyor.<br />
<br />
Ne zengini zenginliğin hakkını verebiliyor, ne ilim adamı ilminin gerekliliğini ne de din adamları din adına Yaradan’ın emrettiklerini…<br />
<br />
Birebir bir kibrin bataklığına düşmüş halde, çırpındıkça kibrin dibine vuruyoruz.<br />
<br />
 Müslüm SÖYLER]]></description>
<author>Müslüm SÖYLER</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/muslum-soyler/fenomence/616/</link>
<pubDate>Mon, 30 Sep 2024 18:17:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ölüyoruz Merkez </title>
<description><![CDATA[Ümraniye ilçesinde uğradığı hain saldırıda Şehadete eren ŞEYDA YILMAZ kardeşimiz, tüm<br />
Türkiye’yi yasa boğarak geride 85 milyon yaralı bıraktı. Olay anı ise tam anlamıyla ikinci bir<br />
deprem etkisi yarattı bizde. Videoyu dikkatle tekrar izleyin şimdi.<br />
Şehadete eren kardeşimiz, olay esnasında, aldığı eğitimle refleks olarak hemen mevzi bulup<br />
siper alıyor. Alıyor almasına da, tabancanın tetiğine neden basamıyor sizce ?<br />
Okulda ateş etmeyi mi öğretmiyorlar, yoksa yaşadığı ve duyduğu olaylar karşısında, ateş edip<br />
saldırganı yaralar ya da öldürürse, Kanunların aleyhine işleyip hapse gireceği korkusu ve<br />
endişesini mi taşıyor ? Tabii ki de öyle.<br />
Polisimiz tetiğe basmaya korkuyor, çekiniyor ağalar !! Akabinde ki süreçte biliyor hayatının<br />
kararacağını, sahipsiz kalacağını. Biliyor da, saldırganın kendisini hedef alarak öldüreceğini ve<br />
Şehadete ereceğini hesap edemiyor o esnada.<br />
Peki ne yapmalı?<br />
Şehit törenindeki protokolünde ve Devlet erkanının resmi hesaplarında<br />
bu tarz elim olaylar için<br />
“CANIM ŞEHİDİMİZ, VATAN MİLLET SAKARYA, KALBİZİMDESİN…<br />
”<br />
Gibi süslü paylaşımlarına değil, gerçek kanunlara ve ADALETE ihtiyacımız var.<br />
Polisini korumayan sistem, vatandaşını nasıl koruyacak?<br />
Sokaklarda hangi birimiz kendimizi güvende hissediyoruz?<br />
Adalet Bakanına sesleniyorum. Sokaklarda suçlu ve suça meyilli insanların sayısız dosyaları<br />
olmasına rağmen bu denli serbestçe dolaşması, sizi hiç mi rahatsız etmiyor ?<br />
Savcı ve Hakimlere sesleniyorum. Bu kriminal tipler önünüze bilmem kaçıncı suçtan dolayı<br />
geldiğinde serbest bırakırken hiç mi empati yapmıyor, rahatsız olmuyorsunuz? ]]></description>
<author>Turan EŞELİOĞLU </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/turan-eselioglu/oluyoruz-merkez/614/</link>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 23:52:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>UMUT ÖNEMLİDİR VE HAKKIMIZDIR </title>
<description><![CDATA[Umut önemlidir.Umutlu olmak önemlidir. Ümitli olmak önemlidir. Umut ve ümit birbirlerine benzerler. Umutlu olmak ve ümit ediyor olmak; bence umut bireysel bir duygudur, ümit ise çevresel yani sadece kendimizle ilgili değildir. Kendini iyi hissedebilmek önemlidir.<br />
Huzur önemlidir. İnsanın kendini huzurlu hissetmesi önemlidir. Motivasyon önemlidir.                                                      Kendini motive edebilmek önemlidir. Çok zor koşullarda bunu başarabilen insanlara saygımız vardır.Yakın zamanda izlediğimiz paralimpik olimpiyatlarda motivasyon ve umut vardı.                                                                               Umutsuz durum yoktur; umutsuz insanlar vardır. Atatürk  Umut fakirin ekmeğidir.Atasözü İnsan olarak kendimizi bilmeliyiz ve tanımalıyız. İnsan düşünebilir ve kendinden sorumlu olmalıdır. İnsan tek başına yaşamadığı için yaşadığı çevreden de sorumlu olmalıdır.    Karşılaştığımız sorunlar nedeniyle umudumuz kırılmamalı ve motivasyonumuz devam etmelidir. Her insanın yardıma ve desteğe ihtiyacı vardır. İnsan insana muhtaçtır.İnsanın sosyal olma ihtiyacı vardır. İnsan ilişkileri aslında sosyal olma ihtiyacı yani sosyalleşmek içindir. İnsanın kendini iyi hissedebilmesi için bir amaç gereklidir ve nasıl yapabileceğini bilmesi gereklidir. İnsanın temel ihtiyaçları önemlidir. Maslow’un Temel İhtiyaçlar (İnsanın Temel İhtiyaçları) Öğretisi önemlidir. Düşüncelerimizi ve hissettiklerimizi kontrol etmemiz kolay değildir. Beynimizi olumlu yönde çalıştırmamız gerekir. Umutlu olmak ve kendimizi iyi hissedebilmek yaşam kaynağımızdır. Uyum ve uyumlu olmak önemlidir. Umut; ana duygumuzdur diye düşünüyorum. Umudumuz olmadan kendimizi iyi hissedebilmemiz mümkün değildir. Uyum ve uyumlu olmak sosyalleşmek için gereklidir.Moral ve moralimizin iyi olması önemlidir. Umut ve umutlu olmak; genel sağlık durumumuz için çok önemlidir. Beynimizin çalışması; sadece akıl ve ruh sağlığımızı değil, genel sağlık durumumuzu da net olarak kesinlikle etkiler. Umut hepimiz için önemlidir ve gereklidir.Umutlarınız hep sizinle olsun ve umutlarınızı hiçbir zaman kaybetmemenizi dilerim.  <br />
<br />
İyi Okumalar. <br />
Ali Emre Kahyaoğlu ]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/umut-onemlidir-ve-hakkimizdir/615/</link>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 23:37:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sakral Çakra</title>
<description><![CDATA[ Sakral çakra:  Turuncu renkteki bu çakra göbek deliğinin iki parmak altında yer alır ve altı yapraklı nilüfer çiçeği ile sembolize edilir. Cinselliği, haz duygusunu, yaratıcılığı ve hayal gücünü temsil eden bu çakramız Tıkalı olduğunda hissedilen duygu suçluluk duygusu ve kurban psikolojisidir. Sakral çakramız doğru çalışıyorsa yaratıcı yönümüzü rahatça ifade ederiz. İlişkilerimizde zorlanıyorsak ve cinsel isteksizliğimiz varsa bu çakramızda blokaj olabilir. İdrar yolları, böbrek ve üreme organları sorunları da tıkanıklığa işaret eder. Astrolojide yay ve balık burçları ile sembolize edilir.<br />
<br />
İnanışa göre, Çakranın sağlıklı çalışmamasının kilo alımı, üreme organlarındaki sorunlar, idrar yolu enfeksiyonları, iktidarsızlık gibi sorunlara yol açtığı düşünülür. Kalsedon ve mercan taşları çakranın dengeli çalışması için tavsiye edilir.<br />
<br />
<br />
 Sakral çakramızın tıkalı olduğunu nasıl anlarız?<br />
<br />
Ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığı dengeleyen çakra enerji noktalarımız doğru çalışmadığında korku, güvensizlik, köksüzlük, öfke, küskünlük, dünyaya yabancılık gibi olumsuz hisler duyabiliriz.<br />
  <br />
Fiziksel olarak sindirim, mide sorunları, tiroid, sinüzit gibi rahatsızlıklar yaşayabiliriz. <br />
Her çakranın temsil ettiği blokaj belirtisi faklıdır.<br />
<br />
●      Sakral çakradaki dengesizlik kendini bedenini sevmeme, özgüvensizlik, akışa bırakamama, katılık, soğukluk, cinsel problemler ve hormonal dengesizlikler ile gösterir.<br />
 <br />
 Çakra Açma Teknikleri<br />
<br />
Tıkalı çakraları açmak için, meditasyon, reiki gibi pratiklerden faydalanmanın yanı sıra olumlamalar da yapabiliriz.<br />
Kendimize her gün tekrarlayacağımız olumlu cümlelerin zaman içinde işe yaradığını, çakralarımızdaki enerji akışını sağlıklı hale getirdiğini göreceğiz. Gelin, her bir çakrayı dengeleyecek olumlamalara ve gündelik basit tekniklere göz atalım.<br />
<br />
<br />
 Kullanılabilecek Olumlamalar: <br />
<br />
  Yaşama sevincim her gün daha da çoğalıyor. <br />
  Bedenim canlı ve sağlıklı. <br />
  Cinselliğimin kutsallığını görüyor ve cinselliğimi sevgiyle yaşıyorum. <br />
  Sevgiyle yaratıldım, Sevgiyle hayatımı yaratıyorum. <br />
  Her saniye hayatıma eşlik eden mucizelere kendimi açıyorum.<br />
  Kendimi olduğum halimle seviyor ve kabul ediyorum. <br />
  Mükemmel olmak zorunda değilim.<br />
<br />
Değerli dostlar, Sakral çakramızın blokajını iyileştirmek için su kenarında zaman geçirelim. Ara ara sık sık sirkeli su ile duş alalım. Sanatsal aktivitelere katılalım. Günlük meditasyon ve arınma seansları uygulayalım. Turuncu renkte meyve sebzeler tüketelim ve turuncu giysiler giyinelim. <br />
<br />
Bu çakra süzülmemiş ilkel duyguların, cinsel arzuların ve yaratıcılığın merkezidir.<br />
Döllenme ve üreme işlevini yapar.<br />
Tüm biyolojik yaşamın kaynağı olan su ile tanımlanır.<br />
Su yeni yaşamı döller ve üretir. Yaratıcılığımızın merkezidir.<br />
Kundalini kutsal enerji çakrasıdır.<br />
Üreme sistemimiz, cinsellik ve fiziksel zevklerimiz, ilişkilerimizin çekici ilişkisi ile ilişkilidir.<br />
Yaşam akışını engelleyen tıkanıklıkları temizler. Maddi düzlemde ise bu bõbreklerin fonksiyonuyla kendini gösterir.<br />
<br />
 Uyumlu çalışırsa:<br />
<br />
Uyumlu bir cinsel yaşamımız olduğu gibi beden, zihin ve ruhumuz dengeye girer. <br />
Yaşam sürekli olarak boyut hayret ve mutluluk verir. Eylemler yaratıcı olur.<br />
Hem kendimize hem başkalarına canlılık verir.<br />
<br />
 Uyumsuz çalışırsa:<br />
<br />
Ergenlik çağında canlanan cinsel enerji uygun olarak dönüştürülmezse bu çakramızda, uyumsuzluk görülür. Bu şekilde yin ve yang (dişil ve eril enerji) dengesizliği görülür.<br />
Genellikle ergenlik döneminde bozulur.<br />
<br />
 Yetersiz çalışırsa:<br />
<br />
Yetersiz çalıştığı durumlarda özgüven eksikliği, duygusal felç ve yaşam kasvetli görünür.<br />
Yaşamın yaşanmaya değmeyeceği düşünülür.<br />
<br />
 Çakra dengeli değilse karşılaşılabilecek olduğumuz olası sorunlar:<br />
<br />
Cinsel soğukluk, rahim ve mesane problemleri, böbrek rahatsızlıkları, bel ağrıları, idrar tutamama, dolaşım sorunları, regl düzensizliği, sperm sorunu bozuklukları, kas krampları, alerjiler sıklıkla gözlemlenir.<br />
]]></description>
<author>İslam İLBAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/islam-ilban/sakral-cakra/613/</link>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 21:47:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kök Çakra  </title>
<description><![CDATA[<p>Çakralarımız ve Özellikleri</p>

<p>●      Kök Çakra – Muladhara : </p>

<p> </p>

<p>Birinci ve en yoğun enerjili çakramızdır. Kuyruk sokumunda bulunur ve rengi kırmızıdır. Sembolü dört yapraklı nilüfer çiçeğidir. Varoluşun temelini, güvenliği, hayata bağlığı, aidiyet duygusunu temsil eden Kök çakramız açık olduğunda kendinizi dünyada güvende hissederiz. Bu çakra tıkalı olduğunda hissedilen duygu, korku duygusudur. Maddi sıkıntılar yaşanması, sindirim sistemi rahatsızlıkları da buradaki dengesizliğe işaret eder.</p>

<p> Çakralarımızın Tıkalı Olduğu Nasıl Anlaşılır?</p>

<p>Ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığı dengeleyen çakra enerji noktaları doğru çalışmadığında korku, güvensizlik, köksüzlük, öfke, küskünlük, dünyaya yabancılık gibi olumsuz hisler duyabilirsiniz. Fiziksel olarak sindirim, mide sorunları, tiroid, sinüzit gibi rahatsızlıklar yaşayabiliriz. Her çakranın temsil ettiği blokaj belirtisi faklıdır.</p>

<p>●      Kök çakrada blokaj olması durumunda güvensizlik, ait hissedememe, dış onay ihtiyacı, sabırsızlık ve ön yargı hissedersiniz. Yaşamdan tam olarak keyif alamayız.</p>

<p>Kök anlamına gelen “mul” ve yer – mekan anlamına gelen “adhara” sözcüklerinden türemiştir. Üreme organları ve makat arasında tam kuyruk sokumu bölgesinde yer alır. Kan, kemik ve cinsel organların yanı sıra böbrek üstü bezleri ve adrenalin hormonunu etkilediğine inanılır. Dört yapraklı çakra olarak bilinen muladhara kırmızı renkle sembolize edilir. Oğlak ve kova burçlarına karşılık gelen çakradır.</p>

<p>Kök çakra güvenlik ve hayatta kalmayla ilişkilendirildiği için dünyaya en yakın olan noktadır. Çakranın dengesiz çalışması durumunda bağırsak ve böbrek sorunları yaşandığı düşünülür. Ayrıca finansal ihtiyacın karşılanmadığı, bereketin kaybolması hissi de çakranın düzgün çalışmaması ile ilişkilendirilir. Argonitve florit taşları çakranın dengelenmesi için kullanılır.</p>

<p> </p>

<p>Çakra Açma Teknikleri</p>

<p>Tıkalı çakraları açmak için yoga, meditasyon, reiki gibi pratiklerden faydalanmanın yanı sıra olumlamalar da yapabiliriz. Kendimize her gün tekrarlayacağımız olumlu cümlelerin zaman içinde işe yaradığını, çakralarımızdaki enerji akışını sağlıklı hale getirdiğini göreceğiz.​</p>

<p>Şimdi her bir çakrayı dengeleyecek olumlamalara ve gündelik basit tekniklere göz atalım.</p>

<p>Kök çakramızı açmak için doğada zaman geçirelim, toprakla bol bol temas edelim. Evlerimizi sirkeli suyla temizleyelim ve düzenli tutalım. Hayvansal protein ve kırmızı sebze, meyve tüketelim. Dans edelim, Sıcak su torbasıyla uyuyalım değerli dostlar.</p>

<p>Amaç ve işlevi:</p>

<p>Enerji sistemimizi dünyaya bağlar. Yaşama isteğimizi ve canlılığımızı destekler. </p>

<p>Toprak ana ile bağlantı kurar ve enerji dünyadan (topraktan) alır.</p>

<p>Kök çakrası diğer çakraların yaşamsal temelini oluşturur ve yaşam gücünün kaynağıdır.</p>

<p> </p>

<p>Uyumlu çalışırsa:</p>

<p>Uyumlu çalışırsa dünyaya iyi bir bağlantı kurulur.</p>

<p>Yaşama isteği ve yaşamdan zevk alma gözlenir.</p>

<p>Bu dünyada amaçlarımıza ulaşmak kolay olur ve güçlü bir güven duygusu yaşanır.</p>

<p> </p>

<p>Uyumsuz çalışırsa:</p>

<p>Güvenlik, maddi şeylere sahip olma tutkusu, alkol ve diğer bağımlılıklarla düşkünlük ve korkular etrafında dönme gözlenir. Sonunu düşünmeden sahip olma tutkusu, güvenlik ve mesafe sağlamaya karşı istek. Şiddet, öfke ve temel güven eksikliğine bağlı savunma mekanizmaları görülür. Sürekli kaybetme korkusu yaşanır. Bu durum bedende kabızlık ve şişmanlık olarak görülür.</p>

<p> </p>

<p>Yetersiz çalışırsa:</p>

<p>Maddi ve duygusal direnç azlığı, sürekli endişe hali ve belirsizlik hissi gözlenir. Yaşam çok ağır bir yükmüş gibi gelir. Çok üşüme yetersiz çalıştığını gösterir.</p>

<p> </p>

<p>Kök çakra dengeli değilse karşılaşabilecek olası sorunlar:</p>

<p>Kilo problemleri, hemoroid, kabızlık, siyatik, eklem iltihabı, diz problemleri, iştahsızlık, anemi, kansızlık, kanser, kalp krizi, jinekolojik problemler, ilaç bağımlılığı, uçuk gözlemlenir.</p>

<p> </p>

<p>●      Kök çakra olumlaması: </p>

<p>Ben yeterliyim. </p>

<p>Güvendeyim. </p>

<p>Hayattan keyif alıyorum. </p>

<p>Dış dünya ile uyum içindeyim.</p>

<p>Bedenimi seviyorum.</p>

<p>Yaşam çok güzel ve ben yaşamı seviyorum.</p>

<p>Dünyanın ve toprağın enerjisi beni besliyor ve bana şifa veriyor. </p>

<p>Dünya yaşanılacak dost bir yer ve evren tüm ihtiyaçlarımı daima karşılar.</p>

<p> </p>
]]></description>
<author>İslam İLBAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/islam-ilban/kok-cakra/612/</link>
<pubDate>Wed, 28 Aug 2024 12:02:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çakra</title>
<description><![CDATA[<p> Çakra kelimesi Sanskritçe olarak “tekerlek” anlamına sahip olsa da yaygın olarak insan bedeninde bulunan ruhsal ve fiziksel enerji noktası anlamında kullanılır. Bir insanın omurgasından kafatasının tepe noktasına kadar 7 ana çakrası bulunur. Çakralar bulundukları alana yakın olan organlarla ilişkili, kendilerine özel şekilleri, renkleri, işlevleri ve frekansları olan kavramlardır. Ruha ve bedene şifa getirmek için çakralarla ilgili birçok farklı çalışma yapılır. Bu çalışmalarda temel amaç ruh, beden ve zihin dengesinin kurulması ile şifalanmaktır.</p>

<p>Hindu gelenekleri ve bazı inanç sistemleri, insanda bulunan enerjiyi tüm vücuda dağıtan enerji noktalarını çakra olarak adlandırır. Çakra, <a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hint_Felsefesi&amp;action=edit&amp;redlink=1">Hint Felsefesi</a> ve bazı ilgili <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Asya">Asya</a> kültürlerinde, insan vücudunda bulunan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Metafizik">metafiziksel</a> ve/veya <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Biyofizik">biyofiziksel</a> enerjinin bağlantı noktası olarak düşünülmüştür.</p>

<p>İnsanın, görünen fiziksel varlığı ötesinde, daha duyarlı ve daha etkin bir bünyeye sahip olduğu bilinmesi gereken bir esastır. İnanca göre bizler, bunu ancak bazı özel durumlarda, duygularımız aracılığıyla sezebiliriz.</p>

<p>Örneğin,gözlerimiz;</p>

<p>Bir grup bilim insanına göre insan gözünün çözünürlüğü 576 megapiksel olarak yer alıyor. Bu, en yeni ve en büyük yüksek çözünürlüklü televizyonlardan daha yüksek. Ayrıca ortalama bir akıllı telefonun 200 katından fazla. Ek olarak 43 fit genişliğinde bir fotoğrafı basmak için yeterli bir çözünürlük olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Lakin kalbimiz sadece kanımızı pompalamak üzere kullandığımız bir organ olmayıp, akıl ile ruh arasındaki bağlantımızı sağlamakla da görevlidir.</p>

<p>Gözümüzün ve kulaklarımızın algılamakta yetersiz kaldığı konularda parapsikolojik ve psişik açıdan kalbimiz devreye girer. Toplumumuzun bir bölümü bu işlemi 3. Göz  bir bölümü ise kalp gözü olarak değerlendirir. </p>

<p>Çakraların sağlıklı çalışması için açık olması gerekir. Bulunduğumuz evrende her şey bir enerjidir. Her şeyin bir enerjsi vardır. Herhangi bir çakrada dengesizlik olduğunda enerji akışı sekteye uğrar ve tıkalı çakranın temsil ettiği alanlarda bedensel, ruhsal ve zihinsel bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkar. </p>

<p>Bedenimizde birçok farklı noktasında (en önemlileri avuçlar içinde, tabanlarda, diz kapaklarında, dirseklerde) çakra olduğuna inananlar varsa da hindu geleneklerinin temelinde ana çakra merkezleri vücudumuzda omurga boyunca sıralanmaktadır.</p>

<p>Çakraların açık, enerji akışının sağlıklı olup olmadığını anlayabilmek için her bir çakranın temsil ettiği alanları bilmek gerekir.</p>

<p>Hint felsefesine göre, insanın kafasının tepesinde pozitif bir akım varken omurga kemiğinin alt boğumunda, kuyruk sokumunda, negatif bir akım bulunur. Bu iki kutup arasında dolaşan elektrik gücü Yaşamdır.</p>

<p>Diğer bir değiş ile tekamül yani nefsin olgunlaşması hali bir yolculuk gerektirir. Bu yolculuk süresi boyunca yaşananlar kişiye tecrübe olmaktadır. </p>

<p>Modern Sanskritçe’de çakra olarak adlandırılan bu enerji merkezleri, güçlü elektrik alanlarıdır, gözle görülemezler. Bu yedi güç istasyonunun her biri bedenimizde hormon salgılayan bezlere karşılık gelir. Bu bezlerin hormon üretimini uyarırlar. Başka bir deyişle, fizik bedenimizdeki ismi ile hormon salgılayan iç salgı bezleri enerji bedenimizdeki çakralara karşılık gelirler.</p>

<p>Sağlıklı yaşamın temeli ruh, beden ve zihin bütünlüğüdür. Çakra dengeleme çalışmaları yaptığınızda hem ruhunuz, hem fiziksel bedeniniz hem de zihniniz birbiriyle iletişim halinde ve sağlıklı bir şekilde çalışır. Çakra açma meditasyonu, olumlamalar, yoga gibi teknikler enerjinizin doğru bir şekilde akmasına çok yardımcı olacaktır. Ancak her şeyden önce kendinize değer vermekle işe başlayın. Kendinizi sevin ve bu dünyadaki varlığınızı kutsayın, çünkü çok değerlisiniz.</p>

<p>Çakraların, ruhun evrenden enerji alması, enerjisini yayması ve bedende enerjinin sağlıklı şekilde dolaşması için önemlidir. Çakralarımız dengesiz çalışması ya da kapanarak çalışmaması durumunda psikolojik ve fiziksel bazı rahatsızlıklar meydana gelir. Her bir çakra bedende organları, hormonları, duyguları temsil eder. Astrolojik olarak burçlarla eşleştirilen çakraların rengi ve şekli olduğu, bazı doğal taşların sağlıklı çalışmalarına yardımcı olması durumu da bir esastır.</p>
<br />
 ]]></description>
<author>İslam İLBAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/islam-ilban/cakra/611/</link>
<pubDate>Thu, 22 Aug 2024 19:07:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Evrenin en değerli enerjisi &amp;#39;&amp;#39;SEVGİ&amp;#39;&amp;#39; </title>
<description><![CDATA[<p>Evrende her enerji kendi başına bir yol içerirken, Sevgi enerjisi bir bütünü içerir.</p>

<p>Bu bütün kendi içerisinde huzur, mutluluk, bolluk ve bereketi barındırır.</p>

<p>Peki nedir sevgi?</p>

<p>Sevgi Emektir, emeksiz bir başarıdan bahsetmemiz mümkün değildir.</p>

<p>Sevgi Cesarettir, hayatta en muazzam riskleri alan kişiler cesurlardır.</p>

<p>Sevgi Fedakarlıktır, bir şeyleri feda etmeden, bir şeyleri elde etmek olanaksızdır.</p>

<p>Sevgi Korumak ve kollamaktır, sevgi sahip çıkmaktır, </p>

<p>Sevgi her daim varlığını hissettirmektir, varlığı ile yanınızda bulunmayanların sizde hiçbir hakkı bulunamaz.</p>

<p>Sevgi mutluluktur ve asla para ile satın alınamaz.</p>

<p>Sevgi güven vermek ve güven duymaktır, güven duyulmayan biri nasıl güven verebilir ki?</p>

<p>Sevgi değer vermektir, değersizlik hissi kişiyi günden güne eriten bir duygu içerir.</p>

<p> </p>

<p>Sevgisizliğin açtığı yarayı kapatabilecek her hangi bir ilaç bulunmamaktadır.</p>

<p>Lütfen sevdiklerimize, sevdiğimizi hissettirelim.</p>

<p>Sevdiklerimize sevdiğimizi söyleyelim.</p>

<p>Sevginin gücüne inanalım.</p>

<p>Sevginin varlığını en içten bir şekilde hissedelim.</p>

<p> </p>

<p>Sevelim ve sevilelim,</p>

<p>Sağlıcakla kalın Değerli Dostlar…</p>
]]></description>
<author>İslam İLBAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/islam-ilban/evrenin-en-degerli-enerjisi-sevgi/610/</link>
<pubDate>Thu, 15 Aug 2024 14:18:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bombacı Mülayimi Tanır Mısınız</title>
<description><![CDATA[X Platformunda bir anda dilden dile “Bombacı Mülayim Vakası” konuşulmaya başlandı. Emiyet Teşkilat Personeli gayet de iyi biliyordu ve tanıyordu kendisini. İsmine açılan hash tag’ler anında gündeme oturuyordu. Ama tanımayanlar için kimdi, neydi, neler oluyordu? Buyrun tanıyalım.<br />
 <br />
Polis Memuru olarak Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünde görev yapan Vedat KILIÇEL,<br />
“BOMBACI MÜLAYİM” ismiyle bir hesap açmış ve idari soruşturma geçiren tüm meslektaşlarına, edindiği bilgi ve birikimlerle ÜCRETSİZ danışmanlık yaparak, dosyalarının gidişatıyla alakalı yollar gösterip dilekçeler hazırlamış, haliyle de başta dokunduğu herkesin ve akabinde tüm Teşkilatın sevdiği biri haline gelmişti. Kanayan yaramız POLİS İNTİHARLARINDA belki de bir canımızı kurtarmıştı kim bilir? Çünkü sayısız İhraçla yargılanan Polislerin hakkını teslim ettirerek beraat aldırıp görevlerinin ve Ailesinin başında huzurla hayatına devam etmesine vesile olmuştur.<br />
İşte bu nedenle belki de üst yönetimin nefretini kazanarak şimşekleri üstüne çekmişti.<br />
Diledikleri memuru kafalarına göre harcayamıyorlardı çünkü. Zulme, Baskıya, Mobbinge hukuksal çerçevede direnmiş, yetmemiş bir de başkalarına HAKLARINI ARAMAYI öğretmişti.<br />
 <br />
Bu ne cüretti BOMBACI EFENDİ ? Sen kimsin ki; birkaç Haşmetlü ve Şehvetlü meslek büyüğü ile siyasinin kararıyla, ipi çekilecek memurların hakkını arayıp, onların masum olduğunu, ortada herhangi bir suç olmadığını delilleyerek bu kardeşlerimizin huzurunu koruyacaksın? Üstüne üstlük bir  de ücretsiz yaparak piyasa ayarlarıyla oynayacaksın ! 20.000 TL ile memurun dosyasını kapatacağını vaad eden Müdürlerin ekran görüntüleri paylaşılıp ifşa edilmesine rağmen halen akıllanmamış mıydı yoksa ?<br />
 <br />
Ve birgün, Bombacıya bir mesaj gelmiş, O da bunu olduğu gibi paylaşmıştı.<br />
“Abi merhaba. Bitlis İl Emniyet Müdürünün Polis Memuru eşi, Polis okulunda çalışıyor. Eşinden dolayı işe gitmiyor torpilli. Devlete ait jipi kendi şahsi aracı gibi kullanıyor,  diğer Müdür, Amir ve Memurlara zulmediyor, yakıt da Devletten olacak şekilde, yani vergilerimizle geziyor…vs vs vs” Bunu yayınlayıp iddia doğru mudur diye sordu sadece.<br />
 İç İşleri Bakanlığı müfettiş atayıp bu ağır iddiayı araştırıp gerçekliği varsa, yetimin hakkını koruyup adli-idari süreci başlatmayı düşünmedi bile.<br />
Veeee,  geriden karanlık bir el düğmeye bastı. Bitlis İl Emniyet Müdürü, Pazar günü savcılıktan esas numarası alarak ( bilen bilir normalde imkansız ) Bitlisten birkaç Plis arabasıyla Trabzona Bombacının evine gidip, evi ince aramadan geçirerek kendisini çocuklarının gözü önünde ağır bir suçlu gibi gözaltına alarak Bitlise getirip “TERÖRLE MÜCADELE ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNDE”  4 gün sorguya çekip tutukladılar.<br />
Göz altındayken de meslekten “İHRAÇ” ettiler. Bahane lazımdı ve koz olarak düşündüler.<br />
Siz kim hak aramak kim. İdareye karşı gelirseniz sonunuz böyle olur mu demek istediler acaba ?<br />
 <br />
GEREKÇE: Terörle mücadele bölgesinde Terörle mücadele eden personeli ( Müdür Beyin karısı oluyor )<br />
İfşa etmek..<br />
Pardon ? Bombacı arabanın rengini ve plakasını mı ifşa etti? Hanımefendinin fotoğrafını ve ismini, irtibat nosunu mu ifşa etti? Hayır tabiiki de. Bu tamamiyle bahane ve gövde gösterisiydi. Emniyet personeline ayar çekme idi. Ve bir anda olmadığı kadar birlik oldu teşkilat.<br />
X Platformunda<br />
Zafer Partisi Genel Başkanı: Ümit ÖZDAĞ<br />
Chp Genl Bşk. Yardımcıları: Murat BAKAN ve Ali Mahir BAŞARIR <br />
Ve birçok siyasi parti yöneticisi, Milletvekiliyle beraber STK’lar, Devlet Memurları, Gönüllüler, İş İnsanları, Öğrenciler vs.. birlik olup bu olayı kınayıp işin üstüne gittiler. Çünkü herkes gerçeği biliyordu.<br />
 <br />
Gün geldi, Bombacı tahliye oldu. O artık VEDAT değildi. BOMBACI MÜLAYİM olarak kazındı hafızalara.<br />
BOMBACI…<br />
Ne mi olacak şimdi? Sakin kafayla, sivilliğinde vermiş olduğu araştırma, konuşma, bilgi edinme ve çeşitli haklarını rahatça kullanıp, başta kendisi olmak üzere tüm haksızlığa, baskıya, mobbinge uğrayanların hakkını daha bir gür sesle ve daha büyük bir kitleyle, kanun ve etik çerçevede arayıp hesap soracak..<br />
Artık sahne BOMBACININ.. !<br />
 <br />
Eyyyy büyükler… Unuttunuz ama hatırlatalım. Devlet Babadır. Evladını sever, korur kollar. Yetki verdiğiniz bazıları Devletin evlatlarını yetim bıraktı. 01.01.2024’ten 09.08.2024’e “47 POLİSİMİZ İNTİHAR ETTİ” Bir harf dahi açıklama, ilgi, alaka gelmedi.<br />
 <br />
Polis, kolluk kuvvetidir. Baskıyla, sürgünle, mobbingle boğuşan Polis, Vatandaşına ne kadar verimli hizmet edebilir? Birgün herşeyin düzelmesi ümidiyle..<br />
 <br />
( Meslektaşlarının hakkı, huzuru için ölüme seve seve koşacak olan nice METİN ALPERLERE, FATİH ERYILMAZLARA, ŞÜKRÜ PEKGİLLERE, ŞEHİT VEFA KARADURDULARA ve diğer isimsiz kahramanlarla birlikte evvelce gidenlere selam olsun]]></description>
<author>Turan EŞELİOĞLU </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/turan-eselioglu/bombaci-mulayimi-tanir-misiniz/609/</link>
<pubDate>Sun, 11 Aug 2024 10:55:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BENJAMİN FRANKLİN LONDRA MI? VATAN MİLLET SAKARYA MI? </title>
<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz seçimlerde malumunuz adaylar sahadaydı ve korkunç rakamlar harcadılar.<br />
( Vatan Millet  Sakarya.. )<br />
 <br />
Ortalama bir Belediye Başkanının aldığı maaşı 100.000 TL’den baz alırsak 5 senede toplam 6 Milyon TL maaş getirisi olur. Peki nasıl olur da toplamda 6 Milyon TL maaş getirisi için en az hem de peşin peşin 20-30-50-100 Milyon TL gibi seçim kampanyasında para harcıyorlar ?<br />
Kardeşin kardeşi 5 m2 arsa için kurşuna dizdiği bir çağda sizce kimse sevabına bu devasa rakamları harcar mı ? Yoksa hepimizin aklına gelen şey mi? <br />
 <br />
Kimse Vatan Edebiyatı yapmasın bence. Matematik yalan söylemez. Aklımda ki tek soru şu:<br />
Acaba o harcanan masrafları görevlerinin kaçıncı senesinde çıkartmayı hedefliyor seçimi bu yolla kazananlar..<br />
Ben herkesin aklında olan ama dile getiremediği şeyleri yazan söyleyen biriyim. Korku imparatorluğuna yenik düşmeyin. Hesap sorun. Onlar bizim paralarımızın emanetçisi.<br />
<br />
Hadi herşeye eyvallah diyelim. Tamam siz haklısınız biz art niyetliyiz eyyy Başkanlar.<br />
Pekii, Seçim boyunca sizin ve partililerinizin can ve mal güvenliği için cansiperane çalışan Polislerimizi ne de çabuk unuttunuz? İlçe Emniyet Müdürlükleri ile koordineli çalışıyorsunuz artık nasılsa. Belediye Başkanı olarak hiç mi rahatsız değilsiniz Polisin sorunları için bişeyler yapmamaktan, en azından gelip geçerken bi karakola çay içimlik uğrayıp, kentinizin huzuru ve güvenliği için görevli arkadaşlarla istişare edip eksiklikleri not alarak bişeyleri düzeltmemekten ?<br />
Yoksa hesap kitap işleri daha bitmedi mi ?<br />
“Önce İnsan ve Doğruluk” Felsefesine haiz tüm yöneticilerimize, idarecilerimize Selam olsun..</p>
]]></description>
<author>Turan EŞELİOĞLU </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/turan-eselioglu/benjamin-franklin-londra-mi-vatan-millet-sakarya-mi/607/</link>
<pubDate>Wed, 07 Aug 2024 12:20:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sesimi Duyan Var Mıııııı ?</title>
<description><![CDATA[Depremde arama kurtarma ekiplerinin kullandığı söz sanırdım. Meğerse Polis Teşkilatımızın da iç sesi, sessiz çığlığıymış. Duymamış, duyamamışız..<br />
1 Ocak 2024 itibariyle maalesef 46 arkadaşımız intihar etti. Bir kısmı da ailesini de beraberinde götürdü. Peki neden umursanmadı ? Yoksa dinimiz İslam hükmüne göre  intihar etmek büyük Günah olduğu için mi ne cenazelerini ne de geride bıraktıklarını önemsemediniz ?<br />
 <br />
Ayrıca ne oldu da, Vatanı için canını seve seve verecek adamlar, kendi canlarından vazgeçmeye başladılar? Nasıl bir mobbing, baskı, ekonomik sıkıntılar ve stres yaşadı ki, Bayrağını, ailesini ve Vatandaşını korumak için taşıdığı tabanca, kendi sonuna getiren bir ecel aleti oldu ?<br />
 <br />
Emniyet Teşkilatı Sendikası geçenlerde bir anket yaptı. Anket sonuçları aslında durumun vehametini ortaya koyuyordu ama yine İç İşleri Bakanlığı ve EGM’de gözler kör, kulaklar sağır idi..<br />
100.000 Polisin katıldığı ankete göre Her 10 Polisten<br />
7’si istifa etmeyi<br />
3’ü intihar etmeyi<br />
8’i başka alternatif bulursa değerlendirmeyi<br />
%11’i sorun yaşaması halinde bunu TARİKAT VE CEMAATLERLE çözmeye çalışacağını,  ve<br />
Teşkilattan memnuniyet oranının çok çok düşük çıktığı gerçeğini gözler önüne seriyor.<br />
 <br />
Geçen hafta aldığım birçok mesajın önemli kısmı ise, İzmir ili Çeşme ilçesine yapılan merkez ve dış ilçelerden takviye Polis sorunu. Dayanamadım gidip 2 gün yerinde incelemek istedim.<br />
45-50 derecelere ulaşan Çeşme sıcağında, soğuk su, yemek, çay kahve  ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı hesaplanmadan, daha sonra ödenmek şartıyla günlük 260 küsür TL ödenek verilerek tek öğün yemeğin 500-600’e yenebileceği ve soğuk su dahil 12 saat boyunca ortalama 2-3 Bin TL rahat harcanacak ortamda bir de Memurlara mekandalardan su içmeyi, lavabo kullanmak gibi insani ihtiyaçları yasaklamak, mobbing değil de nedir ? burayı kısa geçiyorum çünkü özel değineceğim sonrasında. Çünkü;<br />
Size ne sıcağı anlatabilirim, ne de Polisimizin yüzünde ki mutsuzluğu. Vatandaş nasıl verimli hizmet alabilir ki bu şekilde ? empati yapın ve o an Polisimizden yardım istemeye gittiğinizi düşünün..<br />
Çözümü çok basit oysa ki.<br />
İnsani şartlarda kumanya, içecek tedariki, belli noktalarda her 3-4 saatte bir en azından dinlenme noktası, ve biraz da MEMURUNA SEVGİ !!<br />
YOKSA son nefeslerini verirken kamera kaydı açıp,
<ul>
	<li>“YAŞASIN SURİYE” mi demelilerdi gündeminize almanız için?</li>
</ul>
İzmirden ve tüm Türkiyeden üzücü haber almamak dileğiyle,<br />
BU SON OLSUN…<br />
 ]]></description>
<author>Turan EŞELİOĞLU </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/turan-eselioglu/sesimi-duyan-var-miiiiii/606/</link>
<pubDate>Tue, 06 Aug 2024 22:43:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>15 Temmuz Darbe Gecesi</title>
<description><![CDATA[15 Temmuz gecesi, Kayseri Merkez Komutanlığı'nda, Askeri İnzibat olarak görev yapıyordum. Saat gece 01:20 civarlarında arkadaşım beni uyandırarak tam teçhizat silahımı kuşanmamı ve komutanımın beni çağırdığını söyledi. Bunun üzerine hızlı bir şekilde silahhaneye inerek, bana ait olan (MP5) Hafif Makinalı Silah'ımı alarak Çelik Yeleğimi giyinip dışarıya çıktım. Komutanımın yanına varana kadar dışarıda, Sela sesleri, uzaktan gelen Uçak sesleri, 12.nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı yakınlarından gelen çatışma, silah  sesleri ve sürekli bağırıp çağıran insan sesleri ve araç korna sesleri duyuyordum, kafamda soru işaretleri oluştu ama o telaşla hiç birine anlam verememiştim. Kapıya vardığımda Tabur Komutanım ile birlikte Kd. Başçavuş Komutanımın silahlı bir şekilde asker arkadaşlarımla birlikte kapı önünde tek sıra vaziyet aldıklarını gördüm. Komutanımın emri üzerine bende yerimi aldım, kapımızın önünde 3 tane Polis aracı ve 10 kişi civarında Polis Memuru'nun bizi korumak ve kollamak için birlik önünde bariyer oluşturduklarını ve dışarıda bulunan kalabalığın içeriye girişine engel olduklarına şahit oldum. Bazı Darbe sözleri duymaya başladım ve Darbe olduğuna şahit oldum, bir yanım endişeli bir şekilde korku içerisindeyken, bir yanım cesur ve kararlı bir şekilde görevimi yapmamı sağladı. O gece sabaha kadar hiç kimse yerinden ayrılmamıştı, çeşit çeşit insan vardı, dışarıdan çok taş atanlar, Allah belanızı versin diyenler ve küfür edenlerde olmuştu, alkış sesleri ile 'Ne Mutlu Türküm Diyene' ve 'En Büyük Asker Bizim Asker' tezahüratları edenlerde olmuştu. Sabah'a karşı herkes nöbetini devretmişti diğer arkadaşlara, komutanlarımız bile istirahate çekilmişti, diğer bütün komutanlarımız ve Merkez Komutanımız birliğe gelmişti. Kendi rızamla Öğlen saat 12:30'a kadar nöbetimi tutmuştum hem uykusuz hem acıkmıştım. Başçavuş komutanım yanıma vararak, 'sen hala nöbettemisin oğlum' diyerek ayrılmamı istedi, kalmak istememi söylememe rağmen emri üzerine nöbetimi arkadaşıma devredip yemekhaneye gittim, yemeğimi yedikten sonra uyumak için yatakhaneye gidip üstümü değiştim. Yarım saat içerisinde bir arkadaşım yanıma gelip Hava Savunma Albay olan Merkez Komutanımızın beni çağırdığını iletti, tekrar üzerimi giyinip tam teçhizat kuşandıktan sonra bahçeye çıktım. Dışarıda Emniyet'te ait Terörle Mücadele ekiplerinden oluşan yarısı sivil kıyafetli yaklaşık 17 araba saydım, endişelenerek komutanımın yanına vardım, birliğimizde bulunann Kurmay Başkanı'nın talimatları üzerine bir kısmı Askeri İnzibat'lardan bir kısmı Uzman Çavuş'lardan oluşan yaklaşık 4 Transit araç ile ekip oluşarak emniyet personeli diğer ekiplerle hep birlikte 12.nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı'na intikal ettik. Hava Ulaştırma Üssü'nde çatışmalar olduğunu kapıda nöbet tutan çok sayıda Asker'in vurulduğunu ve bir çok Uzman Çavuş'un yaralı olduğu bilgisini komutanımız bizlerle paylaştı, dikkatli olmamızı ve tutuklamalar gerçekleştiriceğimizin bilgisini paylaşmıştı. Koliler içerisinde yüzlerce kelepçe vardı araçlarımızda, Polislerin getirip bize teslim edeceği her askeri kelepçeliyerek nezaketli ve saygılı bir şekilde 'Komutanım' diyerek kelepçelememizi emretmişlerdi. O gün çok uykusuzdum ve akşam hava kararıncaya kadar rütbeli askerler kelepçeleyip, önce hastaneye götürüp ordan İl Emniyet Müdürlüğü binasına götürüyorduk. Yüzlerce belki binlerce, Yarbay, Binbaşı, Yüzbaşı, Teğmen ve Astsubay'lara kelepçe takarak sürekli araçlarla Emniyet'te gidiyorduk. Bunun gibi nice kötü anılarımı hatırlıyorum, nezaman uyuduğumu ne zaman dinlediğimi, içinde bulunduğumuz o korku ve endişeyi nasıl attığımızı hiç hatırlamıyorum. Rabbim böyle karanlık bir zamanın tekrarını göstermesin.<br />
<br />
O geceden önceki gecede uykusuz kalmıştım, gece geç uyur uyumaz hemen saat 01:20 sıralarında uyandırılıp, öğleye kadar nöbet tutup, öğleden sonra ekiplerle yola çıkıp, tekrar geceleyerek yaklaşık 30, 35 saat kesintisiz görev yapmıştım, yaklaşık 2 hafta kadar'da bu şekilde düzensiz uykularla geçirmiştik, bunlar bizim için bir şeref. Allah, bu dünyada bize Darbe gibi karanlık bir gecede mücadele etmeyi nasip etti.<br />
<br />
Bu düşüncelerle, Ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü için canlarını çekinmeden feda eden tüm Aziz Şehitlerimize Allah’tan rahmet, Gazilerimize  sağlık ve hayırlı ömürler diliyor, demokrasisine, istiklaline ve istikbaline canı pahasına sahip çıkarak 15 Temmuz Destanını yazan Kahraman Milletimize saygı, sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.
<h5>   <strong>              Mehmet ALTUNOVA<br />
             Polis Haberleri Gazetesi<br />
             Yönetim Kurulu Başkanı</strong></h5>
]]></description>
<author>Mehmet ALTUNOVA / Yönetim Kurulu Başkanı  </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/mehmet-altunova-yonetim-kurulu-baskani/15-temmuz-darbe-gecesi/605/</link>
<pubDate>Mon, 05 Aug 2024 23:27:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Olacak Olacak </title>
<description><![CDATA[Merhaba kıymetli okurlar,<br />
<br />
Pek çoğunuzun malumu olduğu üzere üniversite sınavı sonuçları açıklandı. Sonuçlar şaşırtıcı değil. Malumun ilanı kabilinden.<br />
<br />
Buyrun bir de siz değerlendirin. Eskilerin öss (öğrenci seçme sınavı) dediği, moderen ismi ile  tyt (temel yeterlilik) testinde kahraman gençliğimizin doğru cevap oranı %34. Ayrıntılara bakalım mı birlikte ;<br />
40 Matematik sorusunda 7.96 net<br />
20 Fen Bilimleri sorusunda 3.47 net<br />
40 Türkçe sorusunda 21.43 net<br />
20 Sosyal Bilimler sorusunda 9 net<br />
<br />
Eskilern öys (öğrenci yerleştirme sınavı) dediği ayt (alan yeterlilik) testinde güzide gençlerimizin doğru cevap oranı 14.47. Bu testin cevap ayrıntıları da şu şekilde kıymetli okurlar;<br />
40 Matematik sorusunda 5.5 net<br />
14 Fizik sorusunda 2.25 net<br />
13 Kimya sorusunda 1.46 net<br />
13 Biyoloji sorusunda 2.32 net<br />
<br />
Bir eğitimci gözüyle baksam bir türlü,  bir yurttaş gözüyle baksam başka bir türlü üzülüyorum. Ne yazık ki eldeki malzemenin vasfı bu kıymetli okurlar. <br />
<br />
Ayt (alan yeterlilik) testini cevaplayan 2 milyon 19 bin 699 kişiden 63 798 kişi büyük bir çaba ile sıfır puan  almayı başardı. Kendilerini en derin duygularım ile tebrik ediyorum. Herkes ile aynı havayı soluyup, aynı oksijeni tüketerek böyle muhteşem bir sonuca nasıl ulaştıklarını düşünürken hayretler içinde kalıyorum. <br />
<br />
Çok umutsuz olmamalıyız kıymetli okurlar. 1859 doğumlu eski milli eğitim bakanlarımızdan olan Emrullah Efendi’ ye atfedilen sözü bilirsiniz sanırım. Ne diyor üstat; ‘’şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim !!!’’ <br />
<br />
150 yıl sonra sanırım nihayet muvaffak olacağız kıymetli okurlar. Az kaldı. Hele bir yeni müfredatı yürürlüğe koyalım, çedes’ lerdeki zihni sinir projelerini çeşitlendirelim, kayıtlı öğrenci oranları şiddetle düşmeye devam etse de imam-hatip okullarının sayısını arttıralım, eğitim fakültelerinde aldıkları akademik ve formasyon dersleri yeterliyken, eğitim fakültesinden yeni mezun olan pırıl pırıl genç öğretmenlerimizi kim bilir hangi üstün vasıflara sahip yüksek şahsiyetlerin eğitim kadrolarında yer alacakları öğretmen akademisi çatısı altında bilmem kaç yıl daha oyalayalım !!!<br />
<br />
Selam ve dua ile kıymetli okurlar.]]></description>
<author>İlker BIYIK </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ilker-biyik/olacak-olacak/604/</link>
<pubDate>Wed, 17 Jul 2024 21:25:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Duygusal/Psikolojik Şiddet Nedir ?  </title>
<description><![CDATA[Şiddet desek aklımıza genel olarak hep fiziksel şiddet gelir. Oysaki fiziksel şiddetten daha yaygın ama daha az bilinen bir diğer şiddette duygusal/psikolojik şiddettir. Duygusal/psikolojik şiddet fiziksel şiddet kadar kendini hemen göstermez. Duygusal/psikolojik şiddet genellikle yakınlarımızdan veya en sevdiklerimiz tarafından uygulanır. Duygusal/psikolojik şiddet alttan alta belli edilmeden bazen de iyi niyet altında uygulanır. Duygusal/psikolojik şiddet uygulayan kişi genellikle şiddete mağruz bıraktığı kişileri yaptıkları herhangi bir durumda suçlarlar ve kendilerini suçlu hissetmelerini sağlarlar. Mağdur kişi kendilerini suçlu hissettikleri için bir süre sonra benlik saygıları azalır ve bu da uğradıkları duygusal/psikolojik şiddeti göremeyip fark edememelerine sebep olur. Mağdur kişi kendi düşüncelerine, fikirlerine artık güvenemez hale geldiği için duygusal/psikolojik şiddetin de farkında varamayacak hale gelir. Geçmişinde duygusal/psikolojik şiddet görmüş kişi ileride uğradığı manipülatif bir ilişkiden kopamaz hale gelir ve bu ilişki de  olmaktan memnun olamasa da ilişkiden çıkamaması onun suçlu veya güçsüz olduğu anlamına gelmez. <br />
<br />
Duygusal istismarın göz ardı  edilmesinin diğer  sebebi de, ilişkilerin diğer kısımlarının  iyi gidiyor olmasıdır. Manipülatif  kişi, duygusal/psikolojik şiddet  zamanlarının aralarında veya sonrasında sevgi dolu davranıyor olabilir, böylece duygusal şiddet gördüğünüz kısımları zihninizde reddedersiniz veya unutursunuz. Eğer sevgi eksikliği ile büyümüşseniz sevgi adı altında uygulanan duygusal/psikolojik şiddeti direkt görmezden gelirsiniz. Zaman içinde duygusal/psikolojik şiddete maruz kalmak; anksiyete, kaygı bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, cinsel isteksizlik, ağrı ve diğer fiziksel semptomlara sebebiyet verebilir.<br />
Duygusal/Psikolojik İstismarın Türleri Nelerdir? <br />
* Aşağılama<br />
* Yargılama<br />
* Alay Etme<br />
* Aşırı Eleştirme<br />
* Hakaret Etme<br />
* Suçlama<br />
* İsim Takma<br />
* Cezalandırma<br />
* Tehdit<br />
* Utandırma<br />
* Emir Verme<br />
* Küfür Etme<br />
* Aşırı Öfke<br />
* Yalan Söyleme<br />
* Manipülasyon<br />
* Duygu Sömürüsü<br />
Bunlara maruz kalan kişi sevildiğini düşünerek sevgi adı altında bunlara maruz kalmaya devam  eder. Çünkü geçmişte sevginin ve düşünülmenin bunlarla olduğunu öğrenmiştir. Bu algının değişmesi için kişinin psikolojik desteğe başvurması ve geçmişteki yanlış kurulan şemalarını düzeltmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Psikolog Senanur Pehlivan]]></description>
<author>Senanur PEHLİVAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/senanur-pehlivan/duygusal-psikolojik-siddet-nedir/603/</link>
<pubDate>Tue, 16 Jul 2024 12:00:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Müjdeler Olsun </title>
<description><![CDATA[Merhaba kıymetli okurlar. <br />
                                                                                                                         Bugün 10 Temmuz 2024. Sabah saatlerinde tv izlerken güzel ülkem ve güzel insanlarımız adına müjdeli bir haber işitti bu kulaklar. Az sonra okurken diyebilirsiniz bu mu idi müjdeli haberin diye.  Ne diyeyim siz de haklısınız. O kadar karamsar ve olumsuz haberler duyarken emekli maaşları, ortalama ücret haline getirilmiş olan düşük asgari ücret, atanamayan öğretmenler, göçmenler, yüksek enflasyon, adam diksen adam verecek bu bereketli topraklarda üreticilerin haklarını alamamaları ve biz tüketicilerin de çarşıda ve pazarda yaşadığımız ve katlanmak zorunda bırakıldığımız pahalılık hakkında. Evet kıymetli okurlar siz de haklısınız. Hem de yerden göğe kadar.                                                                          Ülkeler yönetilmek yerine idare edilmeye kalkışıldığında ortaya çıkan vakıayı yaşıyoruz. Ne çare !!! <br />
                                                                                                                            Ama affınıza sığınarak vermek isterim müjdemi.  Yök başkanının dediğine göre ikinci öğretim tüm devlet üniversitelerinde kaldırıldı. Dahası da var bazı bölümlerde de kontenjan azaltımına gidildi. Göç yolda düzülür misali garip işlerimizden biri daha. Neden mi ? 17 Temmuz da yani bir hafta sonra açıklayacağınız yks sonuçlarından bir hafta önce böyle bir haber vererek gençleri sokacağınız olumsuz psikolojiyi düşünen oldu mu acaba bu kararı yumurta misali alırken ???  Tabi ki olmadı. Olsaydı eğer,  bu karar yks sınavı öncesi alınır ve sınava girecek kişi de sınav sonucu eline ulaştığında alacağı pozisyonu daha o zaman netleştirebilirdi. Ne gerek var değil mi bu türden önceleyici düşünmeye. BİZ YAPTIK OLDU !!!                                                                                                              Kedi olalı bir fare tuttunuz, onu da yanlış zamanda tuttunuz. Yönetmek yerine idare etmek mantalitesiyle hareket eden kafa acaba ne zaman doğru bir işi, doğru bir zamanda yapmayı başaracak. <br />
                                                                                                                                           İkinci öğretimin esbabı mucibesi, çalışan kişilerin eğitim alabilmelerini sağlamak idi bundan yıllar önce. Geçtiğimiz son 20 yılda ne oldu peki ? O bölümü okuyabilecek akademik, entelektüel ve kültürel yeterlilikten soksun kitleler ‘’bak burada daha az puanlısından aynı bölümü okuma imkanı var. Ver parasını, al diplomayı !!!’’  mantığı ile en saf tabir ile avutuldu. Düşük puanla gir, bas parayı, aynı diplomayı al.  Memlekette uyanık çok ya. Fizik neti yapmadan fizik oku, tarih neti yapmadan tarih oku !!!  Gerçi parası olan boş zihinler bu sefer de özel üniversite kisvesi altındaki tabela üniversitelere doluşacak. Sonuçta sadece devlet üniversiteleri ikinci öğretim uygulamasını sonlandırmış durumda.  <br />
                                                                                                                                   Durum böyle kıymetli okurlar. Göç yolda düzülecek. Hazır yükseköğretime el atmak geldiyse birilerinin aklına, bir zahmet liseden bozma taşra üniversitelerini de kapatmak olmalı sıradaki adım ve tabi ki apartmandan bozma tabela üniversitelerinin de soyunu kurutmak. ..<br />
                                                                                                                                             Selam ve dua ile kıymetli okurlar.]]></description>
<author>İlker BIYIK </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ilker-biyik/mujdeler-olsun/602/</link>
<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 22:03:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Alışkanlıklarımızdan/Alıştığımız durumlardan vazgeçmek neden hep zorlar ? </title>
<description><![CDATA[Hayatta bizi mutlu eden, sürekli yaptığımız işler, gördüğümüz kişiler, gittiğimiz yerler ve bulunduğumuz ortamların yaşam düzeni bizde bir süre sonra bir alışkanlık meydana getirir ve bu alışkanlıklarımız hayatımızın bir parçası olurlar. Bizler bu alışkanlıklar ile hayatımıza devam ederken yaşamımızda herhangi bir değişiklik olsun istemeyiz. Alıştığımız kişilerle alıştığımız düzende yaşamayı isteriz fakat hayat bazen bizi bambaşka hayatlara sürükler ve varolan alışkanlıklarımızdan kopmamız gerekir ve alıştığımız hayattan bilmediğimiz bir hayata geçmek zihnimizde olumsuz birçok uyarı verir ve hep en kötüsü olacakmış ve biz bir daha alışkanlıklarımızdaki kadar mutlu olamayacağızı düşünürüz. Bu da bizde alışkanlıklarımızdan vazgeçmenin ne kadar zor olduğunu gösterir. Bizi korkutan ve zorlayan alışkanlıklarımızdan vazgeçmek değil de yeni bir sayfa açmaktır aslında. Fakat her yeni gün bambaşka alışkanlıklara açılabilir ve biz her yeni akışkanlıklara uyum süreci yaşayıp yeni ortama, yeni kişilere, yeni düzene de alışabiliriz yeterki kendimize yeniliklere izin verelim ve kopmamız gereken akışkanlıklarımızı bir anı olarak hatırlamaya başlayıp hayatımıza yeni adımlarla devam edebilelim.<br />
<br />
<strong>Psikolog Senanur Pehlivan</strong>]]></description>
<author>Senanur PEHLİVAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/senanur-pehlivan/aliskanliklarimizdan-alistigimiz-durumlardan-vazgecmek-neden-hep-zorlar/601/</link>
<pubDate>Fri, 05 Jul 2024 01:24:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YALNIZSIN</title>
<description><![CDATA[YALNIZSIN, ÇOĞALIRSIN, AZALIRSIN, YALNIZSIN<br />
Mucize gerçekleşir doğarsın; çevreni ve dünyayı algılayana kadar YALNIZSIN,<br />
Annenin ve babanın varlığını bilmeye başladığında ÇOĞALIRSIN,<br />
Kardeşlerin, ninen, deden, amcaların, halaların, kuzenlerin olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Biraz büyüyünce çocukluk arkadaşların olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Sonra okul hayatı başlar; okul arkadaşların öğretmenlerin olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Yüreğinde bir şeyler hissetmeye başlarsın; gizli gizli birine hayranlık duymaya başlarsın ÇOĞALIRSIN,<br />
Sosyalleşmeye başlarsın arkadaşlıklar dostluklara dönüşmeye başlarsın ÇOĞALIRSIN,<br />
Artık genç birisindir; sevgilin olur, bir acayip hissedersin ÇOĞALIRSIN,<br />
Şansın varsa artık meslek sahibi olmaya ilk adımın için eğitim hayatı başlar çevre genişler ÇOĞALIRSIN,<br />
Bir işin ya da işyerin olur; çalışma arkadaşların veya çalışanların, belki ortakların olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Tüm bunlar olurken; kitapların, sevdiğin filmler, artistler, sanatçılar sanalda olsa ÇOĞALIRSIN,<br />
Sosyalleşmeye başladığından itibaren dünyaya bakışın gelişir, birçok kavganın içinde bulursun kendini yoldaşların olur ÇOĞALIRSIN,<br />
İnsanlığa, ülkene faydalı işler yapmak için birçok alana girersin ÇOĞALIRSIN,<br />
Büyük olasılıkla birkaç sevgiliden sonra kalbini çalan biri ile evlenirsin ÇOĞALIRSIN,<br />
Eşinin yakınları olur sevdiklerin ÇOĞALIRSIN,<br />
Köpeğin kedin, kuşların, balıkların olur belki, belki çiçeklerin veya ağaçların olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Bir mucize daha gerçekleşir bir çocuğun, belki sonra birkaç tane daha ÇOĞALIRSIN,<br />
Çocuklarının arkadaşları ve arkadaşlarının aileleri olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Çocuklar büyür senin geçtiğin evrelerden geçerken; onların arkadaşları, sevgilileri ve eşleri olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Hele birde torun sevgisi oldu mu; her şey daha bir başka olur ÇOĞALIRSIN,<br />
Sonra herkes yuvasına gider; özlem, hasret başlar AZALIRSIN,<br />
Hayatın boyunca birçok önemli önemsiz hatalar yaparsın, etrafındakiler gider AZALIRSIN,<br />
Bu çoğalmalar sırasında aileden, dostlarından ve sevdiklerinden kayıplar yaşarsın AZALIRSIN,<br />
Hayatının azalmalar bölümüne girmişsindir artık; iş hayatını bitirirsin arkadaşlarından yöneticilerinden birçoğu sadece isim olarak kalır AZALIRSIN,<br />
Çoğalırken etrafında olanların kayıpları daha çok görmeye ve duymaya başlarsın, acıtır ve AZALIRSIN,<br />
Yavaş yavaş artık hayatının son dönemine girmeye başladığında kayıplar artmaya başlar anne, baba, kardeşler bırakır gider, çok acıtır AZALIRSIN,<br />
Hayat artık birçok alandan çekilmeni zorunlu kılar; dostların, arkadaşların ve yoldaşlarından uzaklaşmaya başlar AZALIRSIN,<br />
Şanslıysan eşin gider; senin yokluğunun acısın yaşamadan, zor acıdır AZALIRSIN,<br />
Ve kaçınılmaz son gelmiştir sen giderisin, törenin yapılır, defnedilirsin herkes evine döner ve artık geldiğin gibi tek başına YANLIZNZSIN,<br />
Bunun adına hayat döngüsü deniyor,<br />
Geriye kalan ise bu gök kubbe altında hoş bir seda; hayatın boyunca insanlığa yaptığın katkıların ile anılıyorsun.<br />
Dileğim; hem kendim, hem insanlık ve dünya için bir şeyler yapmanın huzuru ile bu döngünün tamamlanması…<br />
<br />
Ahmet BAĞBEKLEYEN 02.07.2024]]></description>
<author>Ahmet BAĞBEKLEYEN </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ahmet-bagbekleyen/yalnizsin/600/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 18:15:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOSYAL FOBİ NEDİR? </title>
<description><![CDATA[Sosyal fobi,  insanlarla girilen sosyal ortamlarda  ortaya çıkan kaygı bozukluğudur. Duyulan rahatsızlık  ortamdaki diğer  insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme, eleştirilme, gözlerinden üstünde olması ve yargılanma  korkusundan kaynaklanır. Sosyal anksiyete bozukluğu olarak nitelendirilen bozukluk, toplumda sık  olarak karşılaşılan bir sorundur. Kişinin toplu alanlara girememesine, toplu aktivitelere katılamamasına, toplu ortamlar da veya insanların içinde düşüncelerini dile getirememesine neden olur ve kişinin  yaşamının pek çok alanında kaygı ve korkuya neden olarak hayat kalitesini olumsuz yönde etkilemesine sebebiyet verir. <br />
<br />
Peki sosyal ortama giren bireyler de sosyal fobi belirtileri nelerdir ? <br />
Yoğun anksiyete yaşarlar<br />
Korku hissederler <br />
Öfke ve sinir yaşarlar <br />
Kalpte çarpıntı yaşarlar<br />
Aşırı terleme olur <br />
Ağız kuruluğu  yaşarlar<br />
Karın ağrısı ve mide bulantısı yaşarlar<br />
Ellerde  ve konuşurken ses tellerinde titreme meydana gelir.<br />
Bu belirtileri yaşayan sosyal fobisi olan kişiler bu belirtilerin karşıdaki kişiler tarafından da fark edilmesi konusunda yoğun kaygı yaşarlar. <br />
Kendilerini güçsüz, yalnız ve o an çaresiz hissederler. Bu sebepten romantik ilişkiler kuramazlar, kurmakta zorlanırlar. Sosyal fobisi olan kişiler sosyal ortama girdikleri zaman dikkatleri üstüne çekmekten, birileri tarafından etrafa tanıtılmaktan, yüksek mevkili birileri ile buluşmaktan, insanlarla göz teması kurmaktan, kalabalık önünde sunum veya konuşma yapmaktan kaçınırlar çünkü bu etmenler sosyal fobisi olan kişileri tetikler. <br />
<br />
Bu belirtileri olan her kişi sosyal fobiye sahip diyemeyiz. Sosyal fobi olup olmadığını anlamak için;<br />
Öncelikle bir doktora yada psikoloğa gitmeleri gerekiyor. <br />
Bu belirtilerin şiddeti ve sıklığı önemlidir.<br />
Bu belirtilerin yaşam koşulunu ne kadar etkilediği önemlidir. <br />
<br />
Sosyal fobi tedavisi nasıl yapılır? <br />
Sosyal anksiyete bozukluğu yapılan  araştırmalar neticesinde sosyal fobi tedavisinde, psikoterapinin belirgin şekilde faydalı olduğu gösterilmiştir. <br />
Sosyal fobi tedavisinde bazı ilaçlar da kullanılır. Bu ilaçlar genellikle tedaviye olumlu katkı sağlar; fakat her hastada işe yaramayabilir. Psikoterapi ile birlikte antidepresan ilaçların kullanımı çoğu hastada tedaviyi pozitif yönde etkiler. <br />
Sizde bu gibi belirtileri yaşıyorsanız iletişime geçebilirsiniz. <br />
<br />
<strong>Sevgilerimle, <br />
Psikolog Senanur Pehlivan.</strong>]]></description>
<author>Senanur PEHLİVAN</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/senanur-pehlivan/sosyal-fobi-nedir/599/</link>
<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 20:34:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ATASÖZLERİMİZ VE HAYATIMIZDAKİ YERLERİ   </title>
<description><![CDATA[Hepimiz çocuktuk. Küçüktük büyüdük. Önce çocuk olduk. Sonra genç olduk ve büyümeye devam ettik. Aslında hepimizin hikayesi aynıydı ama yaşadığımız hayatlar farklıydı.                                                 Tanıdığımız insanlar ve yaşadığımız yerler farklıydı. Yaşadığımız hayatlar farklı şekillerde su gibi akıp birbiri ardına arka arkaya yıllarımız ömrümüzden geldi ve geçti. Atasözleri yaşanmışlıktan doğan bazı değerli tecrübeler aktarır bize. Atasözlerimizin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıp ders çıkarmamızın bizim için çok önemli ve değerli olabileceğine inanmak istiyorum. Atasözlerimiz bize atalarımızın yaşadıkları zamanlardan anlatıp aktarmak istediği sözlerdir. İnsan olarak düşünebiliriz, üretebiliriz ama yalnız yaşayamayız. İnsan olarak sosyal olmaya ihtiyacımız vardır ve sosyal olmak için ortak akıl yoluyla iletişim kurarak yani konuşarak anlaşabilmeye ihtiyacımız vardır. Yaşadıklarımızı hissettiğimiz duygularla ve tecrübe etmek istediğimiz düşüncelerle yaşamak istedik diye düşünüyorum. İnsanın temel ihtiyaçlarını asgari seviyede karşılamak temel olarak yaşama hakkıdır diye düşünüyorum.                                                                              İnsan olarak temel beşeri ihtiyaçlarımız ve haklarımız kesinlikle olmalıdır. İnsan olarak duygu ve düşüncelerimizi temel ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz haklarımızın varlığının oluşturduğunu düşünüyorum. İnsan olarak hayatımızı devam ettirebilmemiz ve sürdürebilmemiz için temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmemiz şarttır. Umut ve umut edebilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Umut hissedilmeden ve umut edebilme olmadan insanın yaşayabilmesi mümkün değildir. Umut duygusu ve yaşama isteği düşüncesi bizim hayata devam etmemizi sağlıyor olduğuna inanıyorum. Atasözlerimiz bizim için mirastır ve bu nedenle atasözlerimizi unutmayıp hatırlamalıyız. Atasözlerimiz bizim için yol göstericidir ve miras değerinde oldukları için sahip çıkıp ders almalıyız. Önemli ve yararlı olduğunu düşündüğüm atasözlerimiz ve güzel sözlerle yazıma devam etmek istiyorum. Akılsız başın kahrını ayaklar çeker. Bu atasözümüz yeterince düşünmeden yaptığımız bir eylemden dolayı ayaklarımızın yorulduğunu ve zorlandığını anlatır. Sıklıkla acele ederiz, ancak daha çok zorluk çekebiliriz. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.<br />
Bu atasözümüz derdi veya sıkıntısı olan bir kişiye zorluk çıkartmamak gerektiğini anlatır. Mazlum, yaşlı veya hasta birisine aksine destek vermek bize de iyi gelecektir. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Bu atasözü birbirine yardım ederek bir işi yapmanın önemini anlatır. Hayatımızda destek vermek de almak kadar önemlidir. Keskin sirke küpüne zarar. Bu atasözü sinirli olmanın sağlık için ne kadar zararlı olduğunu anlatır. Ak akçe kara gün içindir. Bu atasözü ihtiyaç durumundan dolayı kenarda bir yerde belli bir miktar para bulundurulması gerektiğini anlatır. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur. Bu atasözü küçük şeyleri büyütmemenin önemini anlatır. Eline, beline ve diline hakim olacaksın. Bu atasözü yaptığımız şeylerin önemini ve yapmadan önce dikkatlice düşünmemiz gerektiğini anlatır. Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma. Bu atasözü dikkatli ve düşünerek konuşmanın önemini anlatır. Zaman en büyük ilaçtır. Bu atasözü zamanla sabrederek dertlerin ve sıkıntılar azalabileceğini anlatır. Damlaya damlaya göl olur. Bu atasözü para biriktirmenin önemini anlatır. Su akar yolunu bulur. Bu atasözü sabırla beklendiğinde her şeyin olması gerektiği olabileceğini ve düzelip yoluna girebileceğini anlatır. Sakla samanı gelir zamanı. Acele giden ecele gider. Acele işe şeytan karışır. Hayatın içinde ders almamız gereken şeyler mutlaka olur ve vardır. Atasözlerimiz ve  bilge olduğunu düşündüğümüz büyüklerimizin sözlerini her zaman hatırlamalıyız. Hayat bir yolculuktur ve yolun üzerinde nelerin olduğuna göre kesinlikle önemli olan yolunu kaybetmeden yolculuğuna devam edebilmektir.                   <br />
<br />
İyi Okumalar.<br />
Ali Emre Kahyaoğlu <br />
 ]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/atasozlerimiz-ve-hayatimizdaki-yerleri/598/</link>
<pubDate>Wed, 05 Jun 2024 22:50:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ebu Zer el-Gıfârî  </title>
<description><![CDATA[Merhaba kıymetli okurlar. Hepimizin malumu olan ekonomik sıkıntılar ve bizlerden beklenen zaten son deliğine kadar sıkmış olduğumuz kemerlerimize ilave delikler açarak midemizi omurgamıza yapıştırmamız öğütleri karşısında, gördüğümüz itibardan tasarruf olmaz örnekleri ile taban tabana zıt olan asrısaadetten bir sahabe örneği vermek istedim. Anlayan zihinlere ve işiten kulaklara. <br />
<br />
"Ebu Zer ümmetimde züht ve dindarlıkta İsa ibn Meryem gibidir." Hadisi ile şereflenmiş bir sahabe olan Ebu Zer, İslam'ı ilk kabul eden sahabilerden biriydi. Beni Gifar kabilesindendi.<br />
Ebu Zer zahitliği ve aynı zamanda üçüncü halife Osman bin Affan'a karşı muhalif tutumu ile bilinmektedir. <br />
<br />
İslam dinini kabul etmeden önceki yaşamı hakkında çok az şey bilinmektedir. Ebu Zer dünya nimetlerinden uzak ve İslam dinini kabul etmeden önce bile tek tanrılı inanca sahip biri olarak tarif edilmektedir. Kabilesi küçük ve fakir olduğu için, Mekkeliler arasında yüksek bir mevkiye sahip değildi. <br />
<br />
Ebu Zer hakkında yaygın söylentilere göre kabilesinin geçim kaynağı bölgeden geçen kervanların soyulmasına dayanmış, ancak Ebu Zer çoban olarak fakir ama dürüst bir hayat sürdürmeyi tercih etmiştir. Mekke'de ortaya çıkmış yeni bir peygamberin haberini alır almaz, peygamberlik iddiasında bulunan bu kişiyi bulmak için Ebu Zer kardeşi ile birlikte Mekke'ye doğru yola koyulur. Hak dini arayan genç adam tereddüt etmeden yeni dini kabul eder ve vakit kaybetmeden o zamanlar putperest bir dinin merkezi olan Kabe'nin önünde yeni inancı hakkında yüksek sesle şehadet getirir. Mekke paganları kendisini bu davranışı için döver. Kabilesine döndükten sonra, başkalarının da İslam'ı kabul etmesini sağlar ve İslam peygamberinin Medine'ye hicretinden sonra Ebu Zer’ de Medine’ ye göç eder.<br />
<br />
Erken dönem Müslüman tarihçi Taberi'ye göre, Ebu Zer İslam'ı kabul eden dördüncü ya da beşinci kişidir. <br />
<br />
Ebu Zer, Osman bin Affan'ın hilafeti esnasında halifenin gözünden düşmüştür. Osman bin Affan kendi akrabalarını İslam Devleti'nin değişik vilayetlerine vali olarak tayın ediyordu ve onlara beytülmal'den para kaynağı sağlıyordu. Ebu Zer bu davranışın İslam'ın prensiplerine aykırı olduğunu görüşünü savunuyordu.<br />
<br />
Osman, İfrikiya Gazvesi'nden (H. 27/M. 647) elde edilen ganimetten alınan Hums vergisinden kendisi gibi Emevi kabilesinden olan kuzeni Mervan bin el-Hakem'e 500.000 Dirhem, Haris bin el-Hakem'e 300.000 Dirhem ve Medineli Zeyd ibn Sabit'e 100.000 Dirhem verince, Ebu Zer Medine'de bu uygulamaya karşı çıkmaya başlamıştır. Zenginlikleri biriktirenlere cehennem ateşini vadeden Kur'an ayetleri okumuştur. Mervan bunun üzerine Ebu Zer'i Osman'a şikayet etmiş ve Osman Ebu Zer'i ikaz etmek amacıyla ona kendi hizmetçisi olan Natil'i göndermiştir, ancak Natil Ebu Zer'i ikna etmeyi başaramamıştır. Osman bir süre Ebu Zer'in muhalefetine sabretmiş, ta ki Ebu Zer halifenin huzurunda, halifenin beytülmal paralarını kullanma usulünü destekleyen Ka'b el-Ahbar'ı kızgın sözlerle yerene kadar. Bunun üzerine Osman Ebu Zer'i azarlamış ve kendisini Şam'a göndermiştir. <br />
<br />
Ebu Zer Şam'da da tavizsiz tutumundan vazgeçmeyerek, Osman'ın yeğeni ve Şam vilayetinin valisi olan Muaviye bin Ebu Sufyan'ın, günümüzde de İTİBARDAN TASARRUF OLMAZ !!! deyişi ile hayat bulan şaşaalı yaşam tarzını ve savurganlığını tenkit etti. Muaviye’ ye karşı sarf ettiği sözleri ünlüdür. ‘’SARAYINI SEN KENDİ PARAN İLE YAPTIRDI İSEN İSRAF ETMİŞSİN. DEVLET KESESİNDEN, HALKIN HAKKI İLE YAPTIRMIŞ İSEN HARAM İŞLEMİŞSİN !!!<br />
<br />
Ebu Zer bu tür eleştirileri üzerine Muaviye tarafından Şam’ dan Medine'ye geri gönderildi. Beytülmal'dan yapılan usulsüz harcamaları yine de tenkit etmekten vazgeçmeyince, doksan yaşlarındayken Medine çölü yakınındaki El-Rabaza kentine, eyersiz bir deve üzerinde, sadece tek kızı refakatinde sürgüne gönderildi.<br />
Ali bin Ebu Talib, Halife Osman'ın ilk Müslümanlardan ve peygamberin en sevdiği sahabilerden olan Ebu Zer'i cezalandırmasını kınamıştı. Ali'nin bu tutumu, halife yasakladığı halde Ebu Zer'i kent sınırına kadar eşlik edip, onu en iyi dileklerle ve hürmet göstererek sürgüne göndermesinden de anlaşılmaktadır. Ebu Zer'e iyi davranmak için halifenin yasağını çiğnemeyi göze almıştı.<br />
Ebû Zerr’in Rebeze’ye halife ile aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle gittiği kesin olmakla beraber burayı hangisinin uygun gördüğünü tespit etmek mümkün değildir. Osman’ın Ebû Zerr’e Rebeze’ye giderken bir miktar deve ile iki hizmetçi verdiği, ayrıca günlük hesabıyla atâ bağladığı nakledilir (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 115). Ebû Zer ailesiyle birlikte Rebeze’ye hareket ettiği sırada Ali ile oğulları Hasan ve Hüseyin, Ammâr b. Yâsir ve Akīl b. Ebû Tâlib bir müddet birlikte yürüyerek onu uğurladılar.<br />
 <br />
Ali bin Ebu Talib onu yolcu ederken şöyle demiştir:<br />
Ey Ebu Zer, sen Allah için öfkelendin, bu yüzden onun lütfunu umansın. Toplum, dünyaları için senden korktu; sense dininden dolayı onlardan korktun. Senden korktukları şeyi bırak ellerine; korktuğun şeyi al onlardan. Onlara men ettiğin şeye ne düşkündür onlar. Seni men ettikleri şeyeyse hiç mi hiç meylin yoktur, senin. Pek yakında bilir anlarsın, kim kâr etmiş, kim daha ziyade hasede düşmüş. <br />
<br />
Akil dedi ki: Seni sevdiğimizi biliyorsun ve sen de bizi seviyorsun. Allah'tan kork, zira Allah korkusu selamettir. Ve sabırlı ol, zira sabır cömertlik demektir.<br />
<br />
Ve peygamberin torunu, Hasan bin Ali dedi ki: Amca, Resulullah ile karşılaşacağın güne kadar sabret. O senden memnun olacaktır.<br />
<br />
Hüseyin bin Ali dedi ki: Amca, Allah'tan sabır ve galibiyet dile.<br />
<br />
Ammar bin Yasir gözyaşı içinde dedi ki: Allah seni öfkelendirenleri sevindirmesin. Sana sıkıntı verenlere de aman vermesin. Allah'a ant olsun! Onların dünyasını tercih etsen onlar sana aman vereceklerdir. Ve onların hareketlerinden memnun olursan, onlar seni seveceklerdir.<br />
Ebu Zer ağlayarak şöyle dedi: Rahmet ehlinin fertleri, Allah'ın merhameti hepinizin üzerine olsun. Sizleri gördüğümde, Allah'ın resulünü hatırlıyorum.<br />
<br />
Rebeze’de iki yıl kadar münzevi bir hayat süren Ebû Zer, Halife Osman’ın isteği üzerine zaman zaman Medine’ye gidip geldi. Halifeye isyan edeceklerini söyleyerek kendisine liderlik teklif eden bazı yönetim aleyhtarlarına yüz vermediği gibi onlara halifeye bağlı kalmalarını ve onu küçük düşürecek hareketlerden uzak durmalarını tavsiye etti.<br />
<br />
Rivayete göre onu Rebeze’ de ziyaret eden bir adam ona şöyle sormuş: "Senin malların nerede?"<br />
Ebu Zer şöyle cevap vermiş: "Ahirette bir evimiz var, servetimizin arasından en iyisini oraya göndeririz."<br />
Soruyu soran adam Ebu Zer'in neyi kastettiğini anlamış ve bu sefer şöyle demiş: "Ancak bu dünyada bulunduğun sürece bir takım varlıkların olması gerekir."<br />
Ebu Zer bunun üzerine, "Bu dünyanın sahibi bizi burada bırakmayacaktır" diye cevap vermiş.<br />
<br />
Aynı şekilde Suriye emiri Ebu Zer'e geçimi için 300 Dinar para gönderdiğinde, Ebu Zer "Emir bu parayı benden daha fazla hak edecek bir kul bulamaz mıydı" sözleriyle iade etmiş.<br />
<br />
Ebû Zer el-Gıfârî, 32 yılının Zilhicce ayında (Temmuz 653) Rebeze’de öldü. Bir rivayete göre, Hz. Muhammed Ebu Zer'in bu hazin sonunu önceden şu sözlerle haber vermişti: ‘’Allah sana merhamet etsin ya Eba Zer! Sen yalnız yaşayacak, yalnız ölecek ve yalnız diriltileceksin.’’<br />
<br />
Selam ve dua ile kıymetli okurlar.]]></description>
<author>İlker BIYIK </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ilker-biyik/ebu-zer-el-gif-r/597/</link>
<pubDate>Sun, 19 May 2024 18:47:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>&amp;quot;SEVGİ HER ENGELİ AŞAR&amp;quot; MI?</title>
<description><![CDATA[7-14 Ocak Görme Engelliler Haftası, 3 Mart Dünya İşitme Engelliler Günü, 21 Mart Down Sendromlular Günü, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü, 10-16 Mayıs Dünya Engelliler Haftası, 23-29 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü, 15 Ekim Görme Engelliler Güvenlik Günü, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü<br />
Tüm bu günlerde en çok duyduğumuz cümle  <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
Peki, örnekleri ile bakalım sevgi hangi engelleri aşıyor.<br />
Mesela;<br />
<strong>Erişilebilir bir yaşam sağlayabiliyor mu?</strong><br />
2005 Yılında çıkarılan Engelliler kanunun geçici 1 ve 2. Maddeleri ile tüm kamu kurumları ile kamuya açık alanlarda erişilebilirliğin sağlanması için 5+2 yıllık bir düzenleme getirmiş, ancak bu güne kadar sürekli ertelenerek hala sonuçlandırılamamıştır. Erişilebilirlik tüm engel grupları için hayata katılımın en önemli gereksinimidir. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Engellilerin istihdam sorununu çözebiliyor mu?</strong><br />
Yasal düzenleme ile engellilere tanınan kamu ve özel sektör kotaları birçok nedenle doldurulamamakta, özelliklede tekerlekli sandalye kullanan, çalışabilir durumda olan zihinsel farklılık gösteren bireylere ulaşılabilir ve erişilebilir mekânların olmadığı gerekçe gösterilerek istihdamlarına olanak sağlanmamaktadır. Özel sektör ise görselliği bahane ederek çoğu zaman “SEN EVİNDE OTUR BİZ SANA MAAŞINI VERİRİZ” yaklaşımı ile onur kırıcı davranışlar sergilemektedir. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR” </strong><br />
<strong>Engellilerin eğitim almalarının önündeki engel kalktı mı?</strong><br />
Her engel grubunun belirli ölçülerde özel eğitim ihtiyacı bir gerçek olarak karşımızda dururken; eğitimcilerin engelliler konusunda eğitimlerinin sorgulanması gerekmektedir.<br />
Size basit bir örnek: Türkiye’de kaç öğretmen mesleki formasyon olarak işaret dili eğitimi almıştır sorusun cevabı yoktur ve bunlara rehber öğretmenlerde dahildir. Akranları haftada 40 saat temel eğitim gören çocuklar var iken özel gereksinimli bireylere haftada 2 saatlik eğitim verilmesi ne kadar adildir. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Sağlık sorunlarına kalıcı çözümler sağlayabildi mi?</strong><br />
Sürekli olarak değiştirilen ve her değiştiğinde kazanılmış hakları gasp eden rapor yönetmeliği.<br />
SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) ile Engellilerin sağlık ve medikal malzemelerin bir çoğunda SGK tarafından karşılanmakta olan miktar oranları son on yıla baktığımızda güncellemelerin günün koşullarına uygun yapılmamasından dolayı  %80 lerde  %20 lere gerilemiş olup, artık devletten umudunu kesen engellilerin çoğu sorununu çözmek için dernek vakıf ya da yardım kuruluşlarının kapısına gitmek zorunda bırakılmışlardır<strong>. “SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Sosyal hayata katılım şartlarını iyileştirebiliyor mu?</strong><br />
Eğitimin hiçbir alanında farklılıklarla bir arda yaşam eğitimi verilmediğinden toplumun engelliliğe bakışını belirleyen kavramlar, yardıma muhtaçlık ve zavallılık olarak yansımaktadır. Bir diğer sorun ise farklı hizmetler oluşturacak alanlar geliştirilememiş olduğu için tatil eğlence ( ekonomik durumu yeterli olsa bile) ve buna benzer alanlarda sosyal hayata katılım sınırlı bir durumdadır.<br />
<strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<strong>Birlikte eşit ve adil bir yaşamı destekliyor mu?</strong><br />
Şehirlerimizin planlamaları yapılırken park, bahçe, kaldırımlar, şehir mobilyaları, rampa ve benzeri ortak kullanım alanlarının ne kadarı evrensel tasarım ilkelerine uygun imal edildiği sorusunu maalesef cevabı yok. Eşitlik adalet ile desteklenemiyor, ulusal ve yerel yöneticilerimiz var olan zorunlu yasal düzenlemeleri bile yapmadığı gibi denetlemelerde de görmezden gelerek sorunu çözmeye çokta gönüllü görünmüyor. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Hukuk karşısında eşitlik ilkesini sağlayabiliyor mu?</strong><br />
Hukuk her vatandaşın eşit ve adil bir yaşamı yaşayabilmesinin garantisi olması gerekirken bu gün yaşanan ekonomik sorunlardan dolayı nüfusun yarıya yakını sosyal destek söylemleri ile yardımlarla hayatını idame ettirebiliyor ve bundan etkilenen en yoğun kesim engelliler ve aileleri olarak karşımıza çıkıyor. Oysa hukuk devletleri vatandaşının insani yaşam koşullarını birilerinin iki dudağı arasına bırakmayan bir sistem olmalıdır. Pozitif ayrımcılık kavramı hukukun konusu olmaktan çıkarılmalı ve yerine eşit ve adaleti sağlayacak düzenlemeler konmalıdır. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Siyasal alanda engellilere yer veriliyor mu?</strong><br />
Tüm bu sorunların çözümü siyasal yaklaşımlar gerektirmekte, demokrasinin gereği olarak temsili’yet kavramının yerine getirilmesi elzemdir. Her siyasi kuruluşun bilgi beceri ve liyakat sahibi temsilcileri destekleyen politikaları uygulamaya koymalıdır. Zira yasaları yapan meclisle meclisleri oluşturan ise temsilcilerdir. <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong><br />
<strong>Toplumsa davranışlar çözüm mü sorun mu yaratıyor?</strong><br />
Yaya kaldırımlarını işgal eden, engelli parklarını duyarsızca işgal eden, rampa önlerini kapatan, apartmanında engelliler ile birlikte yaşamaktan şikâyetçi olan, hiçbir sorunun çözümüne katkı sunmayan ve sadece bulundukları makamı kartvizit olarak kullan ve bundan nemalan, hiçte azımsanmayacak çoğunlukta olan duyarsız ve bencil bir toplum yapısının varlığı da bir gerçek olarak karşımızda dururken,  muhtemelen her özel gün ve haftada en çokta bu insanlardan duyacağımız cümle  <strong>“SEVGİ HER ENGELİ AŞAR”</strong> olacaktır.<br />
Tüm bu sorulara onlarcasını daha eklemek mümkün.<br />
Şimdi soru şu; bu kadar sorun yaşanıyor ise, nasıl oluyor da herkesin ağzından düşmeyen<br />
“<strong>SEVGİ HER ENGELİ AŞAR” </strong>cümlesi toplum tarafından bu kadar çok kullanılıyor.<br />
Birlikte yaşam kültürü gelişmemiş toplumlarda sevgi, vicdan, merhamet kelimeleri popülist söylemler ile yaşanan sorunların üzeri örtmek, görmezden gelmek ve muhataplarına şirin gözükmek yani gaz almak üzere söylenen sözlerdir.<br />
İstisnalar kaideyi bozmasa bile; görev ve sorumluluklarını lakıyla yerine getiren ender yöneticilere ve duyarlılıklarını eyleme geçiren yurttaşlarımıza teşekkür etmeyi de unutmamak gerekiyor.<br />
Unutmadan “ HİÇ KİMSE ENGELLİ ADAYI DEĞİLDİR” . Engellilik bir yaşam kültürüdür ve engelliler acziyet ifade eden hiçbir cümlenin muhatabı olmak istemez.<br />
Adil ve eşit bir yaşamda buluşmak dileği ile…<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<strong>Ahmet BAĞBEKLEYEN      09.05.2024</strong><br />
 ]]></description>
<author>Ahmet BAĞBEKLEYEN </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ahmet-bagbekleyen/sevgi-her-engeli-asar-mi/596/</link>
<pubDate>Thu, 09 May 2024 11:23:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOHBET KÜLTÜRÜMÜZ BOZULDU </title>
<description><![CDATA[Sohbet etmeyi özlediniz mi? Sohbet etmek 2 lafın belini kırmak mıdır?  Sohbet sizce nedir? Sohbet etmenin çeşitleri var mıdır?  Konuşmak ve sohbet etmenin farkları nelerdir? Konuyu bu şekilde biraz farklı yazmak istedim. Sizin de günlük yaşanılan hayattan gözlemleriniz mutlaka vardır. Sohbet edebilmek önemlidir. Arkadaş olabilmek önemlidir. Dost olabilmek önemlidir. Hal hatır sormak nezaket göstergesidir. Bence insan olarak anlaşabildiğimizle veya anlaşabilme ihtimalimiz olan birisiyle sohbet edebiliriz. Selamlaşmak önemlidir.  Güler yüzlü olmak sohbetin neşeli ve daha eğlenceli olmasını sağlayabilir. Sohbet karşılıklı birbirini dinleyerek ve anlayarak olur.  Diyalog kurmak önemlidir. Ortak konu bulmak sohbetin akışındaki içeriği zenginleştirir ve verimliliği arttırır. Empati; karşılıklı bakış açılarının samimiyetini belirtir.  Karşındakini konuşurken dinlemek önemlidir. Karşındaki ile konuşurken göz teması ve gözlerinin içine bakmak önemlidir. Çok konuşmak ve sadece kendini anlatmak iyi değildir.  Kendi hayatını çok anlatmamak önemlidir. Anlaşılır ve açıklayıcı konuşmak önemlidir. Ses tonumuz önemlidir. Kendimizi iyi hissettiğimiz için veya iyi hissedilmek için sohbet edebiliriz. Sohbet ettiğimiz kişiye kendimizi nasıl ifade ettiğimiz çok önemlidir. Sohbet etmenin bir çeşidi de dertleşme olabilir.    Sohbet etmeyi istemek doğaldır ve insan olarak ihtiyaçlarımızdandır. Sohbet edebilmek ve konuşmak istediklerini karşındaki ile paylaşabilmek çok değerlidir. İnsanın konuşarak paylaşmak istedikleri mutlaka olur. Konuşarak anlaşabilmek ve karşındaki ile konuşmak istediklerini paylaşabilmek kesinlikle insanı iyi hissettirir ve mutlu eder. Sohbet etmek kesinlikle karşındaki ile paylaşmak istediklerini konuşarak paylaşabildiğinde anlamlı ve değerli olur diye düşünüyorum. Sohbet edebilme imkanınızın ve şartlarınızın her zaman sizinle birlikte olabilmesini dilerim. Sohbet edebileceğiniz sevdikleriniz olmasını ve eksik olup azalmamalarını  dilerim.<br />
<br />
 İyi Okumalar.<br />
<br />
Ali Emre Kahyaoğlu]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/sohbet-kulturumuz-bozuldu/595/</link>
<pubDate>Thu, 09 May 2024 11:21:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ampute Futbol A Milli Takımı 2024 Ampute Futbol Avrupa Şampiyonasına Hazırlanıyor </title>
<description><![CDATA[Ampute Futbol A Milli Takım Teknik Direktörü İsmail Temiz, 1-8 Haziran tarihleri arasında Fransa'nın Haute Savoie Şehri’nde oynanacak Ampute Futbol Avrupa Şampiyonası’na dair değerlendirmelerde bulundu. İsmail Temiz, şampiyona için Çorum'daki kampta yoğun bir tempoda ter döktüklerini dile getirdi. <br />
<br />
“Çorum'da bize bu güzel çalışma ortamını sağlayan Çorum Milletvekilimiz Sayın Yusuf Ahlatçı'ya, Milletvekilimiz Sayın Vahit Kayrıcı'ya, Belediye Başkanımız Halil İbrahim Aşgın'a, Valimiz Zülkif Dağlı'ya,<br />
Çorumspor Başkanı Oğuzhan Yalçın'a ve Sungurlu Belediye Başkanımız Muhsin Dere’ye ayrıca bize Çorum’da misafirperverlik gösteren Çorum halkına şahsım ve takımım adına çok teşekkür ediyorum.<br />
<img alt="" src="/images/files/uploads/4ddaabaa-03d6-4785-8a18-26c69f249efe.jpg" style="width: 650px; height: 360px;" /><br />
Ülkemizde ampute futbol ligleri bittikten sonra 1 Nisan’da çalışmalarımıza Riva Milli Takım Tesisleri’nde başladık. Bugüne kadar ekibim ve sporcu arkadaşlarım aile ortamında yoğun bi tempoda çok çalıştılar. Antrenman temposundan da çok memnunum. İngiltere ve Özbekistan ile de bu hazırlık sürecinde maç yapma fırsatı bulduk. İlk defa milli olan genç kardeşlerimizi de görme fırsatı bulduk. Zaten iyi de bir jenerasyona sahibiz. Bu hazırlık maçlarını da iyi futbol oynayarak kazanmamız, Avrupa Şampiyonluğu için bize umut verdi. Tek hedefimiz ülkemizin şanlı bayrağını Avrupa şampiyonasında zirveye çıkarmak. Milletimize bu gururu yaşatmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz . Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde, Sayın Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak, Bakan yardımcımız Hamza Yerlikaya ve TFF'nin destekleriyle, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanımız Alparslan Erkoç ile beraber Ampute Futbolu geliştirmek ve Dünya'da zirvede tutmak için çalışmaya devam edeceğiz.”<br />
<br />
Müslüm Söyler]]></description>
<author>Müslüm SÖYLER</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/muslum-soyler/ampute-futbol-a-milli-takimi-2024-ampute-futbol-avrupa-sampiyonasina-hazirlaniyor/594/</link>
<pubDate>Thu, 09 May 2024 11:18:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hariçten Gazel - Ayakkabı</title>
<description><![CDATA[<p>      Lisede ikinci yılımı tamamlamaya çalışırken okulumuzdaki kızların ayağında, adına konvers  dedikleri, kumaş bir saya ile kaplı, önden uzunca bağcıklı,boyu ayak bileğinin üzerinde kalan  yarım bot biçiminde yazlık bir ayakkabı ile ilk defa tanışıyordum. Gün geçtikçe renk ve model çeşitliliği artıyor ve pek çok arkadaşımın ayağında görebiliyordum. Artık kafaya koydum ben de bu ayakkabılardan almak istiyordum. Okula yayan olarak gidip gelmeye karar verdim. Kısa bir süre içerisinde biriktirdiğim bozukluklarla rastgele bir ayakkabıcıya girip paramın ancak yetebildiği bir konvers marka ayakkabıyı satın aldım. </p>

<p> </p>

<p>Bir yandan heyecan duyuyor bir yandan da ya babam kızarsa korkusunu iliklerime kadar hissediyor ve yanlış bir şey yapmadığımı düşünerek rahatlamaya çalışıyordum. Eve gider gitmez anneme gösterdiğim ve babam görmesin diye komidin’ in çekmecesine sakladığım ayakkabılar hemen ertesi gün babamın eline geçmişti ve büyük bir kızgınlık ile bu ayakkabılar nereden geldi, kimin bunlar? sorularıyla üzerime yürümeye kalktı .İşte korktuğum şey başıma gelmişti! Onlar benim ayakkabılarım, harçlıklarımı biriktirip’  aldım bile diyemedim. Sağ olsun şefkatli annem hemen araya girdi, arkadaşlarında görüp heves edip almış, kızma kızcağıza dedi. Babam daha da hiddetlendi, sen nasıl olur da bir başına erkek esnafın karşısına geçipde ayakkabı denersin, ya adam kötü niyetliyse ? Ya sana bir şey yapsaydı..! dedi ve bir hışımla dikiş makinesi dolabının yan gözündeki büyük mavi makası eline geçirdiği gibi, benim iç çekip ağlamalarıma, annemin kesme diye yalvarmalarına aldırış bile etmeden kesip attı, büyük bir heves ile aldığım ama bir gün bile giyemediğim konverslerimi. O bunları yaparken ben içimden küfürler ediyor keşke bu adam benim babam olmasaydı diyordum. Bu olaydan sonra annem elime bir miktar parayı tutuşturdu ve götür ayakkabıcıya belki tamir edilir dedi. Hayır olmaz! Paçavraya dönmüş bu ayakkabıları götürmeye utanırım dedim. Annem çok ısrar etti, içimde de ukde kaldığı için cesaretimi toplayıp götürdüm. Tamirci,orta yaşlı düzgün görünümlü bir beyefendiydi. İçeri girdiğimde buyur kızım hoş geldin diyerek nazikçe karşıladı, kolay gelsin diyerek elimdeki torbadan ayakkabıları çıkardım. Amca bu ayakkabıları kurtarabilir misiniz? dedim.  Adam ayakkabıları evirdi çevirdi uzunca bir soluklandı tamam kızım yapabilirim ama özür dileyerek sormak istiyorum dedi. Tabi buyurun diyerek yanıt verdim adama. Kızım normal şartlarda bu ayakkabı bu hale gelemez, nedir bu ayakkabının hikayesi anlat bakalım dedi. Birden afalladım, boğazım düğüm düğüm oldu,  kısık ve ürkek bir ses tonu ile yapabilecekseniz yapın diyebildim sadece, sonra başımı önüme eğip yavaşça çıktım dükkandan, içimde babama karşı duyduğum ve hiç bir zaman geçmeyeceğine inandığım büyük bir öfke büyük bir nefret duygusu ile...</p>

<p> </p>
]]></description>
<author>İlker BIYIK </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ilker-biyik/haricten-gazel-ayakkabi/592/</link>
<pubDate>Sat, 27 Apr 2024 19:25:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>VİCDAN, İYİLİK VE MERHAMET</title>
<description><![CDATA[<p>Yarın ne olacak belli olmaz, bunu bilen ve yarından önce, zamanı yaşamak adına adanmış bir hayatı savundum hep. Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere 62 yıllık hayat tecrübem ( tecrübe = hatalarımızın bizlere öğrettiği) insanların korktukları ve kaçmaya çalıştıkları hemen her şeyin “VİCDAN, İYİLİK VE MERHAMET” gibi “kime göre” tanımlandığı belli olmayan, duygu ve düşüncelerin esiri olmuş bir sosyal delirmenin sonucu olduğunu düşünüyorum.Beni bu düşünceye iten nedenleri tarihsel olarak çok fazla geriye gitmeden sizlerle kısaca paylaşabilirim. 1980 öncesi gelişen ve 12 Eylül darbesi ile sonuçlanan sürecin, en önemli nedeni sadece özgürlük ve demokrasi talebi olduğu gerçeğinin yanında, aynı zamanda bir işçi hareketi, ekonomik ve sosyal patlama ( her ne kadar sebep anarşi ve kardeş kavgası olduğu konusunda beynimize işlenmeye çalışılan nakış olsa da) olduğudur. İnsanca yaşamak, kimsenin hayatının birilerinin iki dudağı arasında olduğu bütün yöntemlerden oldum olası nefret etmişimdir. Zihinsel olarak gelişmemiş toplumlarda ki en büyük sıkıntının biat kültürü olduğunu, hemen hemen hepimiz biliriz ama bunu dillendirmeye cesaretimiz yoktur. Çünkü aklınız yerine sürekli cebinizdeki ile imtihan ediliriz.1980 sonrası ne oldu da toplum hukuk kuralları yerine kişilerin iki dudağı arasında bırakılmaya razı oldu. Aslında cevap çok basit “CAN KORKUSU”. Darbe ile ilgili tüm yayınlar, yaşanmış tüm hikâyeler yeni bir toplum ve yönetim biçimi oluşturabilmek adına “KORKU İMPARATORLUĞU” mantığı ile hareket edilerek anayasal ve ”GÜYA” demokratik sisteme öyle geçilmiş ve bu yaşadığımız gerçeklerin temelini oluşturmuştur. Konumuza gelirsek; o günlerden bu günlere tek kural toplumun biat edebilmesi için gerekli olan “ YOKSULLAŞTIR, YARDIM ET VE OYUNU AL” politikalarını uygulamaya konulmuş olmasıdır. İşte tam da burada ihtiyaç duyulan; vicdan, iyilik ve merhamet gibi tanımlanamayan ama minnet duygusu oluşturmaya yarayan hem söylem ve eylemler harekete geçirilmiştir. Anayasal olarak, “GÜYA”  hukuk devleti olan yönetim biçimimiz, insanların ihtiyaç duydukları yasal düzenlemeler yerine, “FAKFUK FONU” diye bir düzenleme yapılarak yardım mantığını devlet eli ile yasallaştırmak yukarıda belirttiğim “YOKSULLAŞTIR, YARDIM ET VE OYUNU AL” politik tercihine insan onur ve haysiyetini devlet eli ile katletmiştir. O günden buy güne bu durumu kendi çıkarlarına kullanan bir takım örgütsel ve kişisel oluşumlar hızla çoğalarak artık utanmazlık ve arsızlık boyutuna taşınan bir durum haline getirdiler. Son 40 yıl içinde kurulan vakıf, dernekler, siyasal örgütlenmeler ve diğer oluşumların tamamı hukuku talep etmek yerine sürekli “biz yardım ederiz” mantığı ile hareket ederek aynı zaman bu durumdan nemalanan toplulukların oluşmasının sebebi oldular. Peki, bunlar kimdi; kendini akıllı zanneden bir avuç ahmaktan başak tarif edemediğim ve insanlık onuruna sığdıramadığım, bazıları bilerek bazıları bilmeden bu çarkın “GÜYA” efendileri olanlar. Kullanılan ise; her zaman karşımıza çıkan ve gösteriye dönüştürülen “VİCDAN, İYİLİK VE MERHAMET”. Yani; herkesin kartvizitine yakışacak ama insan onur ve haysiyetine yakışmayacak davranışlar. Hiçbir zaman toplumsal dayanışmayı ret eden biri olamadım, ancak komşumuzdan tuz istemek için utanan bir toplumdan, yarısından fazlası yardımla yaşamaya mahkûm edilmiş bir toplumun ferdi olmayı içime sindirmemi kimse beklemesin. Hiçbir dini (hurafelerin ve uydurulmuş ruhani söylemlerin)  ya da yönetimsel sistemin insanlık onur ve haysiyetini ayaklar altına alacak davranışlarını meşru göremem.</p>

<p>Aklımda kalmasın; toplumun yarısını yardımlarla yaşamaya mahkûm eden asrın liderleri ve güya akil ve demokrasi havariliğine soyunmuş hak, hukuk, adalet diyen ancak farklı bir yöntem önermeyen siyasetin bu sorunu çözme kabiliyetine inanmıyorum. Çünkü davranış ve hareketler aynadaki yansıma gibi seyretmeye devam ediyor. Sorunu çözmenin tek yolu bu duruma düşürülmüş insanların, kendi onur ve haysiyetlerine sahip çıkması ve bu ülkenin anayasal vatandaşları olduklarını hatırlayarak hareket etmeleri olduğudur. Aksi takdirde bu durumlardan nemalanmak isteyen kartvizit meraklılarının ardı arkası kesilmeyecektir.</p>

<p>Saygılarımla<br />
Ahmet BAĞBEKLEYEN           26.03.2024</p>
]]></description>
<author>Ahmet BAĞBEKLEYEN </author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ahmet-bagbekleyen/vicdan-iyilik-ve-merhamet/593/</link>
<pubDate>Sat, 27 Apr 2024 18:26:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HİKAYE BİZİM YAŞAMIMIZ</title>
<description><![CDATA[Sabah uyanıyoruz. Yatakta kalıyoruz yada kalkıyoruz. Saatin kaç olduğunu biliyor muyuz yada tahmin edebiliyor muyuz? Uyandık ve nasıl hissediyoruz? Mutlu yada huzurlu olarak uyandık mı? Kendi evimizde miyiz? Yalnız mıyız? Kimlerle birlikteyiz? Yaşadığımız hayatımızda merak ettiğimiz ve cevaplamak istediğimiz sorular bitmeyecek kadar fazladır. Umutlu olmaya ve duygularımızı hissetmeye ihtiyacımız vardır. İnsan olarak kesinlikle her birimizin düşünmeye ve düşündüklerimizi konuşarak paylaşmaya ihtiyacımız vardır. İnsan olarak aslında birbirimize hem benziyoruz hem de benzemiyoruz. Yaşadığımız hayatta aslında farkımız karakterlerimiz diye düşünüyorum. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum. Değişmeyen tek şey değişimdir. Schopenhauer Değişim evrenin yasasıdır. Murphy Kötü iyiyi bilir; ama iyi kötüyü bilmez. Kafka Eğer Tanrı dünyayı yarattıysa en büyük endişesi bizim onu anlayabilmemiz değildi şüphesiz. Einstein Kendini yönetebilirsen dünyayı yönetebilecek gücü bulabilirsin. Platon Kendini tanımak insanın ilk ve en önemli görevidir. Sokrates Yazmak, kalem tutmak ve yazarak üretmek biz insanların okuması için midir? Yazılan yazının okunabilir ve anlaşılır olması önemlidir. Konuşarak anlaşmak önemlidir. Planlı olmak önemlidir. Düzenli olmak önemlidir. Disiplinli olmak önemlidir. Sabırlı olmak önemlidir. Sakin olmak önemlidir. Kibirli olmamak önemlidir. Hırslı olmamak önemlidir. Kıskanç olmamak önemlidir. Bilinçli olmak önemlidir. Farkındalık önemlidir. Dürüstlük önemlidir. Samimiyet önemlidir. <br />
<br />
Özeleştiri önemlidir. Kendini geliştirmek önemlidir. Umutlu olmak önemlidir. Huzurlu olmak önemlidir. Kendine moral vermek önemlidir. İnsan olarak hepimiz aslında birbirimize benziyoruz; çünkü istek ve ihtiyaçlarımız birbirine benziyor. Bedensel ve fiziki vücut yapılarımız birbirine benziyor. Hikaye bizim yaşamımız ve yaşam hikayelerimiz insan olarak farklı yerlerde ve şartlarda yaşadığımız için farklı diye düşünüyorum.                                                               <br />
İyi Okumalar.<br />
Ali Emre Kahyaoğlu]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/hikaye-bizim-yasamimiz/591/</link>
<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 11:50:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kadın Olmak</title>
<description><![CDATA[<p dir="ltr">Evet kadın olmak,dünyaya bir kız çocuğu doğup, sürüklenip giden zor ama gurur verici bir yaşam öyküsü...</p>
 

<p dir="ltr">Günümüzde Kadın olmak, bıçak sırtında yürümek gibi bir şey...Her zaman kendini bir adım önde zannettiği arada kilometrelerce mesafe olduğunu düşünen erkek egemenliğinin,erkek baskısının,erkek gücünün ve saçma sapan gereksiz bu erkek egoları yüzünden gününüzde geri plan tutulan kadınlardan bahsediyorum..</p>

<p dir="ltr">Hiç düşünmeden sokak ortasında katledildiği, hakarete tacize uğradığı, tehditlerle korkutulup sindirilebildiği,zavallı görüldüğü,namus ve ahlak kavramının yüklendiği,daha yetinmeyip saçı uzun aklı kısa diye aklı ile bile dalga geçildiği, dünyanın oluş sebebi kadınlardan bahsediyorum...</p>
 

<p dir="ltr">Hey beyler!</p>

<p dir="ltr">Bizler cenneti ayağının altına almış birer hazineyiz, sizlerin dünyaya gelişini sebep olan muhteşem varlıklarız.Derleyeniz, toplayanız sizin tüm dağınıklıklarınızı, hayatınızı..Size yön vereniz; bazen Bir anne şefkati ile, bazen de 'aşk'' Bir eş, sevgili edası ile..</p>
 

<p dir="ltr">Ayrıca beyler;</p>

<p dir="ltr">Bizler o kadar özel bir hazineyiz ki ;</p>

<p dir="ltr">Çalışabiliyor, üretebiliyor dimdik durabiliyoruz ayaklarımız üzerimizde; bunun için sizlere yaslanmaya gerek duymuyoruz..  Hem Güçlüyüz de sizden..İyi bir savaşçıyız hele konu konu annelikse.Sizlerden daha iyi bir babada olabiliyoruz.İyi Bir öğretmen,bazen şevkatimizle en şifalı bir doktor,sözlerimiz ile en iyi  psikolok ,damaklarınızı şenlendiren en iyi aşçı en iyi eş anne kardeş.... </p>
 

<p dir="ltr">Hem Siz Beyler! Bizim namus bekçimiz de değilsiniz yada bizi koruyan Bir gölgede değilsiniz.. Zaten çokta ihtiyaç duymuyoruz size.</p>

<p dir="ltr">İşte biz kadınlar sayılmayacak kadar bütün güzellikleri içinde barındıran muhteşem bir cevheriz; yaratılmış en kutsal varlık anneyiz...</p>
 

<p dir="ltr">8 Mart Dünya kadınlar günümüz kutlu olsun....</p>
]]></description>
<author>Mukaddes Yücebağ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/mukaddes-yucebag/kadin-olmak/590/</link>
<pubDate>Fri, 08 Mar 2024 15:13:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Keşke İle İyiki Arasında Bir Yerdeyim..</title>
<description><![CDATA[<p dir="ltr">Gülüşlerin bozdu oyunumu. Uzattığın ellerine karşı koyamayışlarım alt üst etti kirli beyaz sabahlarımı. Ben beceremem ki yüzüme tebessüm düşürmeyi, öksüz bir kırlangıç yavrusuyum ılık bahar rüzgârlarıyla cenk edemem ki.</p>

<p dir="ltr">Bana bir baksana.<br />
G​​​ücüm yok benim. Sana bir Babil daha yaratamam ben. Uçsuz bucaksız bir sahraya sürgün ettim ben kalbimi hangi kervanın yolu mutluluk bilemem ki.</p>

<p dir="ltr">Benimde umut yıldızlarım olmuştu bir zamanlar. Kaybolduğum yollarda yediğim her tekmeyi hayra yoruşlarım olmuştu. Çelimsiz sevgi sözcüklerine kanıp yelkenlerimi gözümü kırpmadan yakışlarım olmuştu. Kaç kez alabora oldu bu yürek biliyor musun?</p>

<p dir="ltr">Yazdım.<br />
K​​​​​​alemime sürdüm yaşadığım tüm acıları mı.Sayfalarca minyatür  çığlıklarımı abarta abarta anlattım tanımak istemediğim insanlara. Satır aralarına gizledim tanrımdan af dileyişlerimi. </p>

<p dir="ltr">Ben küçük bir cehennem yarattım tek göz oda dünyamda. Onlar gibi değilim ben. Gönülsüz atan bu kalbe makyaj yapamam ki.</p>

<p dir="ltr">Üstü kapalı yapılan küçümsemelere alışığım ben. Bıyık altı edilen küfürlere, yarım ağız söylenen teselli sözcüklerine aşinayım. Sığ sularda boğulma tehlikesi yaşayan ilk kişi ben değilim ki. Burada öyle bir dünya yaratılmış ki başının üstünde hep bir el. Kimse nefes almanı istemiyor sanki. Ve ben boğuluyorum tüm sahte çırpınışlarıma rağmen. Ölüm belkide tek kurtuluş yoludur kim bilir. Kim cehennemin daha acı verici olduğunu söyleyebilir ki zaten.</p>

<p dir="ltr">Ya ben bu dünyada biraz fazlayım yada bir şeyler eksik.</p>

<p dir="ltr">Zaten dünya hassas kalplere cehennem değil mi ?</p>
]]></description>
<author>Mukaddes Yücebağ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/mukaddes-yucebag/keske-ile-iyiki-arasinda-bir-yerdeyim/589/</link>
<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 15:30:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GELECEKTEKİ UMUDA YOLCULUK  </title>
<description><![CDATA[Bir yer düşünmeye başlayın ve hayal edin. Gözlerinizi kapatın. Farklı bir yerde olduğunuzu hissedip düşünün ve çevrenizdeki sesleri duymaya çalışın. Normal hayat rutininizden farklı yaptığınız bir eylemden dolayı farklı bir durumda olduğunuzu hissedip yapmak istediklerinizi hayal edin ve hayal kurabilme özgürlüğünün tadına varıp keyfinize bakın. Rahatlayın ve gevşeyin. Mutluluğu hissedip yaşayabilme sevinci ve neşesi sizinle birlikte tadını çıkarın.               İnsan kendini iyi hissedebilmedir. İnsan olarak kendimizi iyi ve mutlu hissedebilme hakkımız vardır. İnsan olarak konuşarak anlaşabilmeye hakkımız vardır. İnsanın anlamaya anlaşılmaya kesinlikle ihtiyacı vardır. İnsanın bir dinleyeni mutlaka olmalıdır. Huzurlu olmak ve iyi hissedebilmek insanın ihtiyacıdır. Huzur; umut kaynaklıdır. Gelecekti umuda yolculuk insan olarak hayatı yaşama isteğimize ve yaşama sevincimize bağlıdır. Umudumuz yaşam gücümüzün enerjisi ve huzurumuzla birleştiğinde kendimizi mutlu hissedip mutluluğumuzu paylaşabiliriz. İnsan nefes alabiliyorsa umudu olabilir; çünkü nefes hayata devam edebilme kaynağıdır ve hayata devam edebilmek için insana umut gereklidir. İnsan umudunu kaybetmemelidir; çünkü umudunu kaybeden insan yaşama gücünü ve enerjisini kaybeder. Huzur demek; sevgi ve mutluluk demekti. Bence psikolojik duygu sıralaması önce ve sonra olarak şöyledir.Umut, iç huzur ve huzurlu olmak psikolojik duygu sıralaması böyle ilerler diye düşünüyorum. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum. Sabır en büyük erdemdir.                             Çin Atasözü Sevgi emektir. Selvi Boylum Al Yazmalım Filminden  yazıma bu alıntı sözlerden sonra bu yazacaklarımla devam etmek istiyorum. Terapi önemlidir. Dürüstlük önemlidir.  Samimiyet önemlidir. Hoşgörü önemlidir. Saygılı olmak önemlidir. Araştırma yapmak önemlidir. Çalışkan olmak önemlidir. Üretken olmak önemlidir. Güler yüzlü olmak önemlidir.                    Mütevazi olmak önemlidir. Şükretmek önemlidir. Empati önemlidir. Misafirperverlik önemlidir.                Komşu olmak önemlidir. Ders almak önemlidir. Günümüzde kaybolan eski güzellikleri arıyorum ve özlüyorum.  İnsana kıymet verilen eski güzel günleri arıyorum ve özlüyorum.  Yazmayı ve elimle kalem tutmayı seviyorum. Yazmak bana iyi geliyor. Yazmak benim için terapi, huzur ve kesinlikle kendimi iyi hissedilme kaynağı oluyor. Hayat yolculuğunuzda başarılar dilerim. Umut ve huzur her daim sizinle olsun.<br />
 <br />
İyi Okumalar.<br />
Ali Emre Kahyaoğlu]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/gelecekteki-umuda-yolculuk/588/</link>
<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 21:13:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>EMEKSİZ SEVGİ </title>
<description><![CDATA[<strong>15 Mayıs 2013  Yılında yazmıştım. Günümüz algısı üzerine, tekrar yayımlanması iyi olacak diye düşündüm. </strong><br />
<br />
<br />
Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz. Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın. İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun. Bir kumandanın ucunda olsun her şey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuşlarında. Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım. Sanal dünya girdi hayatımıza çok da işimize geldi. Sanal alemin, sanal insanları olduk hemen. Duygularımızdan korkar olduk. Hissetmek yok. Her şey bir yalan. Sanal teknolojinin değersizliği içinde dönüp duruyoruz. Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor. Dokunmaya hissetmeye göz göze gelmeye korkar olduk. Bir bilgisayar, bir kamera her şey tamam. İnsan başka ne ister ki... <br />
<br />
Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok, hesap vermek yok deyiverdik. Canın isterse varsın, istemezse yok. Ne güzel, tam bu çağın insanına göre. Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz, hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde, kolay sevgi, kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza. Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor.<br />
Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor, hemen pılımızı, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaşıveriyoruz. Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye, yok saymak, derinlere göndermek. Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz, korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan. Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevmeler istiyoruz.<br />
<br />
O kadar rahatladık ki artık. Sevmeye bile üşenir olduk. Ben gelemem ama gelirsen de <br />
hayır demem. Buradayım, isteyen gelip alsın. Ben kılımı kıpırdatmam. Uğraşamam.<br />
Çaba harcayamam. Ama şöyle yakınlarımda olsan o başka. Aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum, ilişki aramıyorum unuttuk duygularımızı, yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu. Sevmekten korkar olduk; Ne oldu bize, ne zaman, nere de, kaybettik sevmeyi, kimlere bırakıverdik ruhumuzu, kimler acıttı canımızı da bu kadar acımasız oluverdik. Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem, diyecek kadar korkar olduk bir şeylerin peşinde koşmaya. Bencil oluverdik. Bir gün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor nedense. Kendi doğamıza hasret yaşadığımızı bile, anlayamadık. Önce kendimizi sonra insanları, hayvanları  bitkileri, doğayı, her şeyi sevmemiz (sevebilmeniz ) dileğiyle…<br />
<br />
<br />
Saygılarımla,<br />
Elif Satı KALAYCIOĞLU]]></description>
<author>Elif Satı KALAYCIOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/elif-sati-kalaycioglu/emeksiz-sevgi/587/</link>
<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 11:00:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DÜŞÜNCELERİMİZ VE EYLEMLERİMİZ</title>
<description><![CDATA[İnsan ilişkileri ve insan hakları hepimiz içindir. Yaşamak yani hayatımıza devam edilmek hepimizin hakkıdır, ancak hayattan daha farklı beklentilerimiz de vardır. İnsanlar toplumu toplum da ülkeyi oluşturur. İnsan birey olarak önemli bir yere sahiptir. Toplumda yaşarken karşılaştığımız farklı durumlar oluşabilir.  Bazı şeyler yani durumlar gerçekten anlatılmaz yaşanır. İnsan bazen gerçekten ne yaşadığını ve ne hissettiğini anlatmakta zorlanır. Eğlenmek hakkımızdır. Neşeli ve keyifli olmak hakkımızdır. Rahat ve konforlu olmak hakkımızdır. İnsan olarak ihtiyaçlarımız vardır; o halde ihtiyaçlarımız aynı zamanda haklarımız mıdır? Bu sorumu şöyle yanıtlamak istiyorum. Bir insanın özgürlük alanının sınırı; karşısındaki kişinin özgürlük alanının sınırının başladığı yere kadardır. Yazıma alıntı sözlerle devam etmek istiyorum.                                                                                  Düşünüyorum; o halde varım. Descartes Dünya güzel bir yer ama bir hastalığı var adı insan.     Nietzsche Tanrım bana yapabileceklerimi yapabilmem için cesaret; yapamayacaklarımı kabullenmem için sabır; aradaki farkı görebilmem için akıl ver. Anonim Bildiğim tek şey; hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates Bence kişisel gelişim kendini geliştirmektir. Kişisel gelişim, eğitim ve kendini geliştirme gibi aktiviteler sosyal yönümüzü de geliştirebilir. Yani bu çeşit aktiviteler egomuzu kontrol edebilmemizi ve empati yeteneğimizi geliştirmemizi sağlayabilir.                                                            Eğitim önemlidir. Merak önemlidir. Araştırma yapmak önemlidir. Mütevazi olmak önemlidir. Özeleştiri önemlidir.Kendini geliştirmek önemlidir. Sohbet önemlidir. Diyalog önemlidir. Karşındakini anlayarak dinlemek önemlidir. Merhamet önemlidir. Değerlendirme önemlidir.                                                        Yorum önemlidir. Analiz önemlidir. Durum değerlendirme önemlidir. Çözüm bulmak önemlidir. Faydalı olmak önemlidir. Verimli olmak önemlidir.     <br />
<br />
İyi Okumalar.                        <br />
Ali Emre Kahyaoğlu]]></description>
<author>Ali Emre KAHYAOĞLU</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/ali-emre-kahyaoglu/dusuncelerimiz-ve-eylemlerimiz/586/</link>
<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 20:46:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>6 ŞUBAT DEPREMİ... </title>
<description><![CDATA[O gün bir çok sokakların  adı yoktu artık. Kağıt gibi yerlere serilmiş binalar ile dolmuştu bir çok şehir. O gün sadece acı vardı, yangın düşmüştü ciğerlere..Soğuğun, yağmurun hiç bir hükmü yoktu. Sanki çaresizlik ilk defa O gün tecelli etmişti. Ne yaşadığına sevinebildin, nede nefes aldığına.. binlerce insan enkaz altında kalmışken yaşamak çokta anlamlı değildi. Yavrumm! Diye yankılanan annelerin çığlıkları,moloz yığınları arasındaki duyulan korku dolu 'beni kurtarın' diye gelen tiz çığlıklar, çaresizce tir tir  titreyerek bekleyişler, hiç bir gece öyle çaresiz öyle soğuk olmamıştı. <br />
Nasıl yaşamak gibi bir anlamı olacaktı ki hayatın..?<br />
Peki,cebindeki bisküvi paketi ile çaresizce ağlayarak bekleyen amcaya enkaz altındaki çocuklarının öldüğü nasıl söylenirdi ki? Sahi nasıl unutulurdu,ölen kızının elini  enkaz başında bir saniye bırakmayan o baba...<br />
Nice ocaklar söndü,nice çocuklar yetim öksüz kaldı, nice hayaller umutlar bitti gitti...<br />
Bir annenin çocuğu üşümesin diye ördüğü atkı, bir kız çocuğunun günlüğüne yazdığı son yazı, nice şiirler, nice aşklar,umutlar yarım kaldı ..<br />
Ne yüklemi vardı nede öznesi.Bütün kelimeler cümleler,kifayetsiz kaldı o geceye dair..<br />
Yaşadığımız bu yıkım, büyük acılara tarifi imkansız olaylara yol açtı.<br />
Onca acıya çaresizliğe rağmen, milletimiz yaşadığı bu yüzyılın afetine karşı dayanışma ruhu ile cevap verdi. <br />
Biz öyle bir milletiz ki, dünyada ki tek bir canlı üşüse biz ısınmayız.<br />
6 Şubat depremi, milletin imkansızlıklara karşı imam gücünü,dayanışma gücünü ortaya çıkardı.<br />
Yalnız değildik artık, kimi üzerindeki montu atkıyı çıkardı verdi kimi son kuruşuna kadar parasını paylaştı.Akın akın insanlar enkaz başlarına koştu.. Tek yürektik aynı bedenlerde çarpan.<br />
6 Şubat depremi bize, her şeyin bir anda elimizden gidebileceğini, paranın malın mülkün sadece bekçisi olduğumuzu öğretti.<br />
O gün hepimiz aynı ateş ile yandık, yanan aynı ateş başında ısındık. Kimsenin kimseden üstün olmadığını,<br />
bir parça ekmeklede karnımızın doyabileceğini, küçücük bir alanda da uyunabileceğini, empatiyi, eşitliği,birliği,beraberliği öğretti..<br />
Evet, 6 Şubat depreminin ardından korkuyla, acıyla geçirdiğimiz bir yıl geçti..<br />
Yüzyılın afetinde, depremde kaybettiğimiz canların ruhu şad olsun. <br />
Hükmü şehit konumunda ki şehirlerimizin makamı Ali olsun. Rabb'im bir daha böyle büyük bir acı yaşatmasın.<br />
Toprağımız sarsılmasın, yüreklerimiz yanmasın..]]></description>
<author>Mukaddes Yücebağ</author>
<link>https://www.polishaberleri.org/yazarlar/mukaddes-yucebag/6-subat-depremi/585/</link>
<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 19:56:09 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>