Romanın ana karakteri olan Başkomiser Atmaca, 1999 depreminde kanser olan küçük oğlunu kaybettiğinden ve göçük altında kaldığından dolayı kapalı mekanlarda çok fazla duramayan bir kişi. Küçük oğlu kanser olup da saçları dökülünce kendi saçlarını yasak olmasına rağmen kazıtıp oğlunun saçı uzayana kadar saçlarını uzatmayacağına dair yemin etmiş bir baba. Oğlu depremde ölünce o günden beri de sözüne sadık kalan yıllardır saçlarını en geç iki güne bir kazıyan bir kişilik. Uzun süre göçük altında kalmak onda yeni huyların peyda olmasına sebep olmuş. Zamanın önemini iyi kavrayan Atmaca Başkomiser, üç çalışta açılmayan telefonlara ısrar etmez, göçük altında kaldığı için karavanda yaşar ve göçük altında kaldığı sürece gözünü kırpmayan Atmaca için uyku, gün geçtikçe artan bir problem haline gelir. Aşırı yorgun olduğu zamanlarda aldığı antidepresanlar yüzünden rüyalarında bir atmacaya dönüşüp başına bela olan baykuşun peşinden gider. Yazar bu rüyalarda bize romanın kısa bir özetini gösterir.
Hayat Ağacındaki Ceset, gerek sağlam karakter yapısıyla, gerekse muhteşem kurgusuyla takdiri hak eden bir ilk roman olmuş. Romanın adeta bir karakteri olan Gaziantep de rolünü hakkıyla oynamış. Şehrin kültürü, insanları, tarihi mekanları ve tabi ki yemekleri romana ayrı bir lezzet katmış. Son olarak romanın arka kapak yazısını da ekleyip siz okurların beğenisine sunalım romanı.
“İnanışa göre dünyanın tam ortasından yükselen Hayat Ağacı, kökleri yeraltına inen dalları ise dünyanın zirvesine yükselen göğü, yeri ve yer altını birbirine bağlayan kutsal bir ağaçtır.
Peki siz hiç dileğinizin kabul edilmesi için kutsal sayılan ağaçlara bez parçası bağladınız mı? O bağladı ama bez değil.
Bir dileğin gerçekleşmesi için Hayat Ağacına bağlanan kurbanlar...
Mitolojik ritüelleri olan bir katil...
Kusursuz cinayetler...
Başkomiser Atmaca ve ekibi ile katili yakalamaya var mısın?”
Cuma POLAT
YAZAR



YORUMLAR