VALİ ELBAN’A MEKTUP

VALİ ELBAN’A MEKTUP

AĞRI VALİSİ SÜLEYMAN ELBAN’IN 'BÜYÜK TUFAN VE NUH'UN GEMİSİ MÜZESİ' PROJESİ İLE İLGİLİ OLARAK TARİHÇİ ŞAFAK TUNÇ’DAN AÇIK MEKTUP

VALİ ELBAN’A MEKTUP

AĞRI VALİSİ SÜLEYMAN ELBAN’IN 'BÜYÜK TUFAN VE NUH'UN GEMİSİ MÜZESİ' PROJESİ İLE İLGİLİ OLARAK TARİHÇİ ŞAFAK TUNÇ’DAN AÇIK MEKTUP

VALİ ELBAN’A MEKTUP
28 Ekim 2019 - 19:15

www.nethaberler.com


Sayın valim. 
Ağrı ilimiz için çabalarınızı takdir etmemek mümkün değil; niyetinizin sahih olduğundan hiç şüphemiz yok; ancak birkaç önemli hususu paylaşmak da bizim vazifemiz diye düşünüyorum. 
 
Yaptığınız açıklamada şunları ifade ettiniz: “Bu şehir Nuh’un şehridir. Nuh’un Gemisi, Nuh Tufanı ve Ağrı Dağı’ndan turizm konusunda yararlanamıyoruz. Bu turizmden yaralanabilmek için bizim mutlak surette artık dünyada üzerinde intibak edilmiş bir görüş var. Oda Nuh’un Gemisi Ağrı Dağı’nda herkes bunu kabul ediyor. Bu intibak edilmiş görüş. Ancak insanlar geldiğinde onlara bir şey gösteremiyoruz. Biz bunu somutlaştırıp, müze yapalım dedik” 
 
Dünya üzerinde intibak edilmiş görüş diye söylenen görüş esasında Hıristiyanların kendi inandığı dini kaynaklarını yani Tevrat ve İncil'i referans alarak söylenen iddialardır. 
 
Kur’an’da ne “Ararat” ne “Ağrı” ismi geçmez Cudi ismi zikredilir. Ağrı ‘Dağı’nda Nuh’un gemisini aramak Kur’an’ı yalanlamak ve Tevrat ve İncil’i doğrulamak isteyen Hristiyanların neredeyse asırlardır yürüttüğü bir projedir. 
 
Seyyah Marco Polo’dan şövalye romanlarıyla tanınan Sir Walter Raleigh’e kadar birçok yazar Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’nda olduğunu yazdı. Bunu ispatlamak için pek çok kimse ömrünü bu uğurda harcadı. 
 
Alman bilim adamı Friedrich Parrot Tevrat ve İncil'i esas alarak 1829 da Ağrı Dağı'nın zirvesine çıktı. 1916 yılında Rus pilot Vladimir Roskovski'de aynı sebeplerle Ağrı'ya geldi. 
 
ABD'li mühendis George Jefferson Green ve aya ilk ayak basan astronotlardan olduğu söylenen James Irwin’de 1980’lerde Ağrıya gelerek Nuh'un gemisinin izini sürdü. Aya gitmiş Bir astronotun Ağrı Dağı’nda ne işi vardı? 
 
Aya indikten birkaç sene sonra Amerikan Hava Gücü ve NASA'daki görevlerinden ayrılarak, Hristiyanlıkla ilgili "High Flight (Yüksek Uçuş)" adında bir vakıf kurarak tüm yaşamını bu vakfın çalışmalarına yani Hristiyanlığa adadı. 
 
ABD ve birçok ülkede konferanslar verdi. Tek bir hedefi vardı Nuh’un gemisini Ağrı’da bularak Hristiyanlığı doğrulamaktı. Yapılan açıklamada“Nuh’un Gemisi Ağrı Dağı’nda herkes bunu kabul ediyor” deniyor. Ama bu tam olarak böyle değil. 
 
Hristiyan ve Yahudiler de yakın zamanda kadar Dicle Nehri kıyısında bulunan Cudi dağında bulunan 2017 metre yüksekliğindeki bir doruğu “Nuh peygamber ziyaret tepesi” olarak kabul ederlerdi. Dicle Nehri kıyısında bulunan Cudi dağında iki bin metrenin üzerinde olan dört doruk vardır. 
 
2017 metre yüksekliğindeki bir doruğun üzerinde “Nuh peygamber ziyaret tepesi” yer alır. Ziyaret tepesinin ortasında etrafı taşlarla çevrili bir alan ise “Sefine” yani gemi ismiyle bilinir. İslamiyet’ten önce Sasani topraklarında yaşayan Doğu Süryaniler, yani Nasturiler, sefine bölgesinde “Geminin Manastırı” adında bir mabed yapmışlardır. 
 
Mezopotamya’da İslam’ın yayılması ile bu manastırın yerine “Sefinet Nebi Nuh” adında bir mescit yapılmıştır. XX. yüzyıla kadar Cudi yakınlarında yaşayan Sabii, Yezidi, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman topluluklar Hz. Nuh’un hatırasını canlı tutmak için Temmuz-Eylül aylarında Sefine makamında toplanırlardı. 
 
Hatta Hristiyanlarca buraya “Noahs Monastery” yani Nuh Manastırı denilmektedir. Günümüze kadar Sefine makamı yakın coğrafyalarda yaşayan halk tarafından da sürekli bir şekilde ziyaret edilirdi. 1980 askeri darbesinden sonra buraya girişler yasaklandı. 1959'da Milli Müdafaa Vekâletine bağlı Harita Müdürlüğünde görevli Binbaşı İlhami Durupınar Ağrı Dağı'nın 4000-4500 metre yükseklikten çekilmiş fotoğraflarını incelerken Nuh'un Gemisi'ne çok benzeyen bir oluşum bulduğunu ileri sürdü. 
 
Nuh’un gemisinin nasıl göründüğü ile ilgili herhangi bir bilgimiz yokken ona “benzeyen” veya “benzetilen” bir oluşum nasıl olabilir bu ayrı bir konu. 2010 yılının Ekim ayında Ağrı Dağı’na tırmanan Hıristiyanlığın en aşırı koluna mensup altı Hong Kong’lu Evanjelist’de 4 bin metre yükseklikte Nuh’un Gemisi’nin tahta kalıntılarına rastladıklarını öne sürdü. Gerçi bu bilgilere hemen hakikatmiş gibi sarılanlar Prof. Dr. Orhan Bingöl’ün, "O geminin, o yüksekliğe çıkması için dünyanın etrafının o yükseklikte suyla kaplı olması lazım. Ancak dünyanın 4 bin metre yükseklikte suyla kaplı olduğu bir dönemle hiç karşılaşmadık” sözünü duymadılar bile. Diyanet İşleri’nin bastığı tefsir ve ansiklopedilerde de geminin karaya oturduğu yer olarak Cudi Dağı kabul ediliyor. 
 
Cudi, Hıristiyan kökenli araştırmacılar arasında popüler değil. Çünkü burada olduğu ile ilgili bir bilgi Tevrat ve İncil’de yok. Kur’an’da olması ise onları ilgilendirmiyor. Tufan olayı Kur’an’da gayb haberlerinden olarak anlatılmaktadır. Bu da bize Tufan ile ilgili olarak Kur’an’ın nazil olmasına kadar geçen sürede anlatılanların tam mânâsı ile doğru bilgiler içermediğini işaret etmektedir. 
 
Hemen hemen bütün tufan anlatımlarında suların çekilmesinden sonra Hz. Nuh’un gemisinin bir dağ üzerinde karaya oturmasından söz edilmektedir. Sümerlere ait anlatımda bu dağın ismi “Dilmun”, Gılgamış destanında ise “Nissur” veya “Nisir”, başka rivayetlerde ise “Lubar” ve “Massis” dağlarından söz edilmektedir. Her ne kadar tarihi rivayetlerde geçen bu dağ isimlerinden bazıları farklı seslenişlerde (Dilmun, Nissir ve Missir gibi) Cudi dağı ile özdeşleşse de bunların hem coğrafi konumu hem de varlığı tam olarak bilinmemektedir. 
 
Hz. Nuh’un gemisinin tufandan sonra karaya oturduğu yer ile ilgili tartışmalara yol açan neden ise, Tevrat’ın Yaratılış bölümünde “Gemi yedinci ayda, ayın on yedinci gününde Ararat dağlarına oturdu” ifadeleridir. Dikkat edilirse “Ararat Dağ”ı değil “Ararat Dağları” deniyor. 
 
Burada geçen “ARARAT DAĞLARI”, gemi için belirli bir yeri göstermekten ziyade Urartuların toprakları içinde yer alan DAĞLAR SİLSİLESİNE işaret etmektedir. Nitekim M.Ö. 900-600 yıllarında Van Gölü merkezli hüküm süren Urartular, Mezopotamya’da bulunan Asurlulara komşu ve rakip bir krallıktır. Urartular günümüz Ermenistan ve Azerbaycan’ın Batı kesimi ile İran’ın Urmiye bölgesini ve Dicle Nehrinin kuzeyini içine alan bir coğrafyadır. 
 
Dolayısıyla Ararat dağlarından söz eden Tevrat’taki ifadeler, Cudi dağını da içine alan geniş bir alana yayılmış dağları ifade etmektedir. Bu konu ile ilgili en açık ifade ise Kuran-ı Kerim’de “Ve Ey Arz suyunu em ve ey Sema yağmuru kes,” dendi. Ve su azaldı ve iş kaza olundu ve Cudi üzerine oturdu...” âyetinde geçen “Cudi” ismidir. 
 
Tüm bu yazılanlar şahsımı ilgilendirmekle birlikte, dönüş yapılmak istenirse eğer özel iletişim bilgilerimi de veriyorum.
Sayın Valim.
 
Selam ve hürmetle.
ŞAFAK TUNÇ 
TARİHÇİ YAZAR
(0 (507) 740 11 68)
 
 

Bu haber 1211 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x