Türk ve Avrupa Medyası
Müslüm SÖYLER

Müslüm SÖYLER

Müslüm SÖYLER / Radyo ve Televizyon Programcısı / Ampute Futbol Takımı Başkan Yardımcısı

Türk ve Avrupa Medyası

14 Şubat 2026 - 15:00

Medya, Algı ve Ahlak: Türk ve Avrupa Basını Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme
Medya, modern toplumların en güçlü anlam üretim mekanizmalarından biridir. Yalnızca bilgi aktaran bir araç değil; aynı zamanda değer inşa eden, algı yönlendiren ve toplumsal hafızayı şekillendiren bir yapıdır. Bu nedenle medyayı konuşmak, yalnızca haberleri değil; etik sorumluluğu, kültürel temsil biçimlerini ve insanlık değerlerini tartışmak anlamına gelir.

Çocukluk dönemlerinde farklı ideolojik çizgilere sahip gazetelerle tanışan bireyler için medya, erken yaşta bir düşünsel laboratuvara dönüşür. Aynı olayın farklı yorumlarla sunulması, gerçeğin tek katmanlı olmadığını gösterir. Bu durum, bugün medya üzerine yapılacak her tartışmanın temelini oluşturur: Haber yalnızca bilgi değildir; seçilen dil, vurgu ve çerçeveleme biçimiyle toplumsal bilinç üzerinde kalıcı etkiler yaratır.

Algı İnşası ve Haber Seçiminin Etiği
Bilimsel medya çalışmaları, haber seçiminin rastlantısal olmadığını gösterir. “Gündem belirleme” (agenda-setting) kuramına göre medya, insanların ne düşüneceğini değil; ne hakkında düşüneceğini belirler. Bir toplumda suç, şiddet ya da ahlaki çöküş temalı haberlerin yoğunluğu, gerçeklikten bağımsız olarak bir algı atmosferi oluşturabilir.
Burada temel soru şudur: Medya, toplumsal sorunları görünür kılarken etik sınırları nasıl koruyacaktır?
Ahlaki açıdan bakıldığında, yüz kızartıcı suçların sürekli ve sansasyonel biçimde sunulması iki tehlike yaratır:

Normalleştirme riski: Sürekli maruz kalınan şiddet ve suç anlatıları duyarsızlaşmaya yol açabilir.
Algısal çarpıtma: İzleyici, toplumun gerçekte olduğundan daha yozlaşmış olduğu izlenimine kapılabilir.
Felsefi açıdan bu durum, Aristoteles’in “ölçülülük” ilkesini hatırlatır. Bilginin kendisi değil; sunuluş biçimi etik sorumluluğun merkezindedir.

Kültürel Temsil ve Medya Adaleti
Küresel medya düzeninde kültürel temsiller her zaman eşit değildir. Doğu ve Batı toplumlarının haberlerde nasıl resmedildiği, sosyolojik bir güç ilişkisini yansıtır. Edward Said’in “temsiliyet” tartışmaları, kültürlerin çoğu zaman politik ve ekonomik güç dengeleri doğrultusunda sunulduğunu ortaya koyar.
Bu bağlamda medya, yalnızca olay aktarmakla kalmaz; toplumların imajını da üretir. Eğer belirli coğrafyalar sürekli suç, şiddet veya geri kalmışlıkla özdeşleştirilirse, bu temsil biçimi toplumsal önyargıları besler. Etik medya anlayışı ise genellemelerden kaçınır ve insan onurunu merkeze alır.

Sanat, Kültür ve Medyanın Birleştirici Gücü
Kültürel etkileşimler, medyanın çoğu zaman göz ardı ettiği olumlu bağları ortaya koyar. Sanat tarihi, farklı medeniyetlerin birbirinden ilham alarak geliştiğini gösterir. Örneğin, Avrupa klasik müziğinin önemli figürlerinden Wolfgang Amadeus Mozart, Osmanlı kültüründen etkilenerek bestelediği eserlerle kültürel alışverişin sanatsal boyutunu yansıtır.

Mozart’ın “Türk Marşı” olarak bilinen bestesi, yalnızca müzikal bir deneme değil; kültürler arası bir köprüdür. Bu örnek, medyanın çoğu zaman çatışma üzerinden kurduğu anlatının ötesinde, insanlığın ortak üretim kapasitesini hatırlatır.

Medya, Güç ve Sorumluluk
Modern medya yapıları ekonomik ve politik güç merkezlerinden bağımsız değildir. Ancak bu gerçek, medyanın etik sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, güç arttıkça sorumluluk da büyür.
Genel ahlaki değerler açısından medya:
İnsan onurunu korumalı,
Çocukların psikolojik gelişimini gözetmeli,
Sansasyon yerine bilgi bütünlüğünü öncelemeli,
Kültürler arası saygıyı teşvik etmelidir.
Bu ilkeler yalnızca ulusal değil; evrensel etik çerçevenin parçalarıdır.

Sonuç: Medya ve Ahlaki Bilincin Geleceği
Medya, insanlığın aynasıdır; fakat bu ayna her zaman nötr değildir. Bilimsel bakış açısı, medyanın algı üretim gücünü anlamayı; felsefi yaklaşım ise bu gücün etik sınırlarını sorgulamayı gerektirir.
Gerçek bir medya özgürlüğü, yalnızca sansürsüzlük değil; aynı zamanda ahlaki sorumlulukla birleşmiş bilinçli yayıncılıktır. Toplumların gelişimi, medya ile kurdukları eleştirel ve etik ilişkiyle doğru orantılıdır.
Sonuç olarak mesele Doğu ya da Batı değil; insanlığın ortak değerlerini koruyan bir medya anlayışıdır. Çünkü bilgi, etikle birleştiğinde yalnızca haber üretmez — bilinç üretir.

Müslüm Söyler
 
 

Bu yazı 3264 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum